|
|
Ihracat Ürünlerı
Çiçek |
EKONOMİ
Uzun zaman
dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan İsrail 2003 yılından
itibaren tüm sektörlerde görülen iki senelik bir yavaşlamadan sonra
tekrar kendine geliyor. 2006 da İsrailin GSMH sı, Lübnan savaşının
getirdiği %0.7 bir kayıba rağmen %5.1 oldu. Süratli bir iyileşmeye en
büyük katkı %6.4 bir büyüme oranıyla özel sektörden geldi, ve 2006 da
kişi başı GSMH $20,000 i buldu.
Kurulduğundan bu güne kadar geçen 61 yılda İsrailin en büyük başarısı,
bu büyüme hızına dört hayati sorunla uğraşırken erişmesidir. Bu sorunlar
sırasıyla Milli Güvenlik (1970 te GSMH nin %25 olan bu rakam günümüzde
%8 lerdedir); İsrail devletinin varoluş nedeni olan büyük sayıda (1948
den beri beş misli artışla 3 milyona varan) bir göçmen kitlesini ülkeye
intibak ettirebilmek; ekonomik kalkınma için gereken modern bir
altyapıyı inşa etmek; yüksek seviyede kamu hizmetleri verebilmek.
Bu yüksek
büyüme hızının bedeli, son zamanlara kadar görülen büyük dış ticaret
açıklarıydı. 2006 da ilk defa olarak dış borçlar tamamen ödendi ve
İsrail dışarıdan kredi alan değil, dışarıya kredi verebilen bir ekonomi
oldu. 2006 yılında İsrail makroekonomik gayelerine erişmeye devam etti:
Çok ufak, bazen eksi bir enflasyon (1984 te %445 idi!), ufak bir bütçe
açığı ve kamu harcamalarının çok az artışı. Bu şartlar İsraili yabancı
yatırımcılara çekici bir ülke haline getirdi.
TARIM
alanında İsrail, çiftçi ve araştırmacıların ortak çalışması ve bilimsel
yöntemlerin geliştirilip uygulanmasıyla kalite ve yüksek verim
konularında bir dünya lideri oldu.
Ülkede
geliştirilen makine ve elektronik cihazlar sulama, hasat ve süt sağma
gibi işlerde yaygınca kullanılır.
Ülkede
tabii olarak çok az olan su kaynakları ve işlenebilen toprakları en iyi
şekilde kullanarak İsrail ihtiyacından fazla besin maddesi üretir. Tarım
ithalatının çoğu tahıl, et, çay, kahve, pirinç ve şeker teşkil eder.
İhracat ise bilhassa soğuk mevsimlerde Avrupa ve Amerika’da revaç gören
uzun saplı gül, karanfil, kavun, kivi, çilek, domates, salatalık, biber
ve avokado.
ENDUSTRİ
sektörü çok çeşitli ve canlıdır. İhracat 1955 te $52 milyondan 2006 da
$39.4 milyar olmuştur
En temel
hammaddelerden yoksun fakat yüksek kaliteli bir işgücüne sahip olan
İsrail endüstrisi bilimsel yaratıcılık ve teknolojik yeniliklerin yüksek
katma değeri olan ürünler imal eder. Ülkenin GSMH sinin %4 ünden fazlası
askeri olmayan araştırma ve geliştirmeler için harcanır.
Tıbbi
elektronik, tarım teknolojisi, telekomünikasyon, kimyevi maddeler,
bilgisayar, gıda işlemesi ve güneş enerjisi gibi alanlarda dünya çapında
ilerlemeler kaydedilmiştir. High tech – Yüksek teknoloji içeren endüstri
ürünleri 1965 te %37 iken 2006 da bu rakam %70 e varmıştır( 29 milyar
dolar ürün ve 5.9 milyar servis). Bu ürünlerin %80 kadarı ihraç edilir.
İsrail’in
elmas kesim ve cila endüstrisi dünyanın bu konuda en büyük
endüstrisidir. 2006 da 13 milyar dolarlık bir elmas ihracatı
yapılmıştır.
TICARET
Bütün kıtalarla ticaret yapılır. En büyük ticaret ortağı, ithalatın %49
u ve ihracatın %33ü ile AB dir. AB ile olan ticaret 1975 te imzalanan
Serbest Ticaret Anlaşmasında sonra önemini arttırmıştır. İsrail’in ABD
ile de 1995 te imzalanan bir Serbest Ticaret Anlaşması vardır. ABD ile
ticaret ithalatın %12.4 ve ihracatın %38 ini oluşturur.
TURIZM
2006 da İsrail’e bütün dünyadan 1.8 milyon turist geldi. Turistlerin
ilgi alanları arkeolojik ve dini yerler, ve Akdeniz, Kızıl deniz
Ölüdeniz ve Galile denizi kenarındaki turistik tesislerdir. Gelen
turistlerin %54 ü Avrupa, %33 ü Amerika ve %8 i de Asya’dan
gelmişlerdir.
PARA
İsrail’in para birimi Şekel’dir (100 agorot – kuruş). Şekel M.Ö. 2000
lerden beri kullanılan, bir altın ve gümüş ölçme ağırlık birimiydi. Hz.
İbrahim’in hizmetçisinin Rebecca ya “yarım şekellik bir altın küpe ve
kollarına takması için her biri on şekellik birer altın bilezik” sunduğu
Tevrat’ta yazılıdır (Yaradılış 24:22).
İŞGÜCÜ ve
MEŞGULİYET İşçilerin haklarını koruyan birçok kanun ve kararname
vardır. 47 saatlik çalışma haftası, fazla mesai ve tatillerde çalışma
için ek ödeme, senelik tatil, hastalık izni, işten ayrılma ödeneği ve
emeklilik gibi haklar kanunlarla saptanmıştır.
Değişik sektördeki maaşlar hükümetle, ve işveren
temsilcileriyle işçi sendikaları arasındaki görüşmeler sonucu
belirlenir.
|
|
Meyve
|
|
Moda |
|
Sanat
ve Elişleri |
|
Endustrinin yüzüncü yılı
Genetik
Mühendisliği
|
|
Endustrinin yüzüncü yılı
Tıbbi
Mühendislik
|
|
Endustrinin yüzüncü yılı
Endüstride
bilgisayar |

Eğitim
Okul
öncesi çocuklardan yetişkinlere kadar bütün İsrailliler, eğitim programlarından
geniş ölçüde yararlanırlar. Okul eğitimi, 5 ile 16 yaş arası zorunlu ve 18
yaşına kadar parasızdır. Yaklaşık bütün 3 ile 4 yaşındakiler, bir zorunluluk
olmasına ve eğitimin ücretli olmasına karşın, okul öncesi eğitim programlarına
dâhil olurlar.
Eğitim sistemi, yeni göçmenlerin özümsenmeleri ve kaynaştırılmaları ve
Yahudi, Arap, Dürzi, dindar veya laik olsun farklı etnik ve kültürel kökenden
gelen çocukların eğitimi gibi devam eden ihtiyaçları temel alır. Buna göre,
okullar dört gruba ayrılır: öğrencilerin çoğunun devam ettiği devlet okulları,
Yahudi ilmi, gelenek ve göreneklerine ağırlık veren dini devlet okulları, Arap
ve Dürzi tarihi, dini ve kültürü üzerine yoğunlaşan, Arapça eğitim veren Arap ve
Dürzi okulları, çeşitli dini ve uluslar arası yardım derneklerinin işlettikleri
özel okullar. Lise düzeyindeki öğrenciler akademik, teknik, tarımsal veya askeri
eğitimden birini seçerler. Özel eğitime ihtiyacı olanlar, yeteneklerine göre,
özürlüler ise ek yardım ile normal eğitim sistemi içerisine veya ayrı eğitim
kurumlarına yerleştirilirler.
Farklı türdeki
okulların ihtiyaçlarını karşılamak için birçok konuda, geniş yelpazede eğitim
programları ve araçları mevcuttur.
Her yıl
derinlemesine öğretmek amacıyla ulusal önem taşıyan özel bir konu seçilir. Bunun
amacı öğrencilerin demokrasi, çevreyi koruma, İbrani dili ve barış gibi
değerleri anlamaları ve takdir etmeleridir.
Her yıl
öğrenciler, derinlemesine öğrenecekleri, kendi değerlerini anlamalarına ve
takdir etmelerine yardımcı olan, ulusal anlam taşıyan özel bir konu seçerler.
Bunlardan bazıları: Demokrasi, çevre koruma, İbrani dili ve barış.
Eğitim sisteminin
idari sorumluluğu ve finansmanı Eğitim Kültür ve Spor Bakanlığı, Bilim ve
Teknoloji Bakanlığı ve belediyeler tarafından paylaşılır. Bakanlıklar müfredat,
eğitim standartları, öğretim kadrosunun eğitimi ve okul personeli ile okul
inşasının denetlenmesinden, yerel yetkililer ise okul bakımı ve gerekli malzeme
ve ekipmanın edinilmesinden sorumludurlar.
YÜKSEK ÖĞRENİM;
ülke gelişimi için çok önemli bir rol oynamaktadır. 2004-2005 akademik yılında
İsrail yüksek öğrenim enstitülerine kaydolan 257,000 öğrencinin yüzde 48’ i
üniversitelere, yüzde 30 kadarı çeşitli kolejlere ve yüzde 21’i Açık Üniversite
derslerine katılmıştır. İsrail’ in sekiz üniversitesinde üniversite derecesinden
doktora seviyesine kadar geniş yelpazede hem bilimsel hem de beşeri dallarda
eğitim programları mevcuttur. Kolejler, akademik dersler verdikleri gibi ilkokul
öğretmenliği, müzik, sanat, moda tasarım ve beden eğitimi alanlarında
uzmanlaşmış eğitim sunmaktadırlar. Buna ek olarak çeşitli kurumlar tarafından
mesleki diplomalar verilir.
YETİŞKİN EĞİTİMİ;
Bazıları temel bilgi ve becerilerini geliştirmek, birçoğu da profesyonel
eğitimlerini ilerletmek, öğrenme kapsamlarını genişletmek ve yeni ilgi alanları
keşfetmek için, onbinlerce yetişkin, eğitim programlarına kayıt olmaktadır. Yeni
göçmenler için genellikle beş ay süren yoğun İbranice öğreten özel ulpanlar
vardır. Bunun sonunda yeni gelenlerin çoğu, günlük iletişim sağlayabilirler.

Bilim ve Teknoloji
|
|
Teknolojik başarılar: deniz suyu arıtması
Teknolojik başarılar: elektronik
|
|
İsrail'in
bilimsel araştırmacılığının ve teknolojik gelişmesindeki temel
etkenlerden biri çoğunlukla verimsiz olan bir araziyi modern bir ülkeye
dönüştürme isteğiydi. İlk dönemlerde araştırma milli önemi olan
projelere odaklandı. Günümüzde bilimsel ve teknik araştırmalarla uğraşan
İsrailli'lerin yüzdesi ve araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) alanında
harcanan miktarın gayrısafi milli hasılaya oranı dünyadaki en yüksek
oranlardan biridir. İki ülkenin katılımıyla oluşturulan araştırma
kuruluşları, temel araştırmalardan endüstriyel gelişme ve pazarlamaya
kadar birçok alandaki faaliyetlerde hayati rol oynarlar.
ÜNİVERSİTELERDE AR-GE: İsrail'in bilimsel ve teknolojik başarılarının
sorumlusu büyük ve kalifiye personel havuzudur. Yayınlanabilir
araştırmaların yüzde 80'den fazlası İsrail'in üniversitelerinde
gerçekleştirilir. Üniversitelerin çıkarttığı patentlerin sayısının
yüksek olması endüstriyle olan ilişkilerini gösterir; üniversite
kampüslerinin hemen yanında kurulan bilimsel tabanlı sanayi alanları
büyük ticari başarıya yol açmıştır. Üniversiteler aynı zamanda,
araştırmalarının sonucu olarak ürettikleri belirli ürünlerin ticari
alana kaydırılması amacıyla, çoğunlukla yerel ve yabancı firmalarla
ortaklık kurarak şirketler kurmuşlardır.
TIPTA AR-GE:
Biyoteknoloji, biyomedikal ve klinik araştırmalar tüm bilimsel
yayınların yarısından çoğunu oluşturur. Yerli bilim adamları bir insan
büyüme hormonu, interferon (viral enfeksiyonlara karşı etkili bir
protein grubu) ve multipl skleroz hastalığının tedavisinde etkili olan
Copaxone adlı ilacın üretilmesi için yöntemler geliştirdiler. Genetik
mühendislik ve bunun bir parçası olan klonlama, monoklonal antikorlara
dayanan geniş bir teşhis kiti yelpazesinin yanında diğer mikrobiyolojik
ürünlerin de üretilmesini sağladı.
Hem teşhis
hem de tedavi amacıyla geliştirilip dünya çapında pazarlanan tıbbi
ekipmanın içinde bilgisayarlı tomografi (CT) cihazları, manyetik
rezonans ile görüntüleme (MRI) sistemleri, ultrason cihazları, tıbbi
nükleer kameralar, ameliyat lazerleri ve gastro-intestinal hastalıkların
teşhisi için kullanılan ve yutulabilen bir kapsülün içine yerleştirilen
minyatür bir kamera bulunmaktadır.
ENDÜSTRİDE
AR-GE: İsrail'in endüstriyel AR-GE'sinin büyük bir kısmı elektronik
alanındadır ve genellikle az sayıda büyük şirket tarafından
gerçekleştirilir. AR-GE alanında yoğunlaşan bu şirketler yıllardır
sanayide bol sayıda insan istihdamının ve ihracatın kaynağı olmuşlardır.
İletişim
alanındaki AR-GE tabanlı uygulamalar, görüntülerin, konuşmaların ve
verilerin dijitalleşmesini, işlenmesini, naklini ve geliştirilmesini
sağlar. Ürünler gelişmiş telefon santrallerinden sesli mesajlaşma
sistemlerine ve telefon hattı katlayıcılara kadar çeşitlilik gösterir.
İsrail aynı zamanda fiber-optik, baskı devre kartları için
elektro-optik denetim sistemleri ve termal görüntülü gece görüşü
sistemleri alanlarında da dünya lideridir. Çoğu yazılım ve periferal
alanlarda olmak üzere bilgisayar bazlı aygıtlar geliştirilip
üretilmiştir. İsrail'in yazılım ürünlerinden bir kısmı ana sistem
bilgisayarları için tasarlanmış olmasına rağmen çoğu, bilgisayar çalışma
istasyonları gibi küçük veya orta boy sistemler için geliştirilmiştir.
Kısa bir züre önce, görme özürlülerin ekrandaki metin ve grafikleri
"okumasını" olası kılan üç dokunma alanı içeren bir bilgisayar faresi
geliştirildi. Buna ek olarak İsrail, birçok değişik işi
gerçekleştirebilecek robotlar üretiyor, bu robotların örnekleri elmas
parlatma, kaynak yapma, paketleme ve inşaat alanlarında görülebilir.
Yapay zekanın robotlara uygulanması konusundaki araştırmalar devam
ediyor. |
|
|
İlk İsrailli Astronot
|
|
Havacılık
alanında da, yerel olarak tasarlanan ve üretilen uydular, İsrail Uçak
Sanayileri'nin İsrail Uzay Kurumu'yla işbirliği sonucu uzaya
gönderilmiştir. Buna ek olarak İsrail görüntüleme sistemleri, havacılık
alanında kullanılan bilgisayarlar, teçhizatlar ve uçuş simülatörleri
gibi havacılıkla ilgili çok sayıda sistem geliştirir, üretir ve ihraç
eder ve insansız hava araçlarının teknolojisi ve üretiminde de dünya
lideridir.
İsrail'in ilk astronotu Albay İlan Ramon,
uzay mekiği Columbia dünyanın atmosferine girerken parçalandığında diğer
altı NASA çalışanıyla birlikte trajik bir biçimde hayatını kaybetti.
TARIMDA
AR-GE: Su eksikliği, çorak topraklar ve az sayıda içgücü, tarım
yöntemlerinde devrimlere yol açtı. Tarım alanında AR-GE çoğunlukla Tarım
Bakanlığı'nın Tarım Araştırma Kurumu tarafından gerçekleştirilir ve
araştırma sonuçları geniş bir hizmet sistemi kullanılarak hızla denemeye
konur ve sorunlar da doğrudan bilim adamlarına bildirilir.
İsrail'in süt
inekleri süt üretiminde dünya şampiyonlarıdır, bilimsel tür ıslahı ve
genetik testler sonucu inek başına ortalama verim yıl başına 10.000
litreye çıkarılmıştır. Ayrıca tarımcıların , tarımsal biyoteknoloji
konusundaki öncülükleri sonucu elde ettikleri ilerlemelerin uygulandığı
pazarlanabilir ürünler arasında genetik olarak değiştirilmiş tohumlar,
biyolojik mücadele ürünleri, hafif, geri kazanılabilir plastikler ve
bilgisayarlı sulama ve gübreleme sistemleri bulunur.
Su tasarrufu
teknikler arayışı, bilgisayar kontrollü sulama sistemlerinin, özellikle
de suyu doğrudan bitkinin kök alanına yönlendiren damlama sulama
yönteminin geliştirilmesine yol açtı. Yoğun araştırmalar sonucunda,
Negev'in altındaki dev yeraltı çöl suyu rezervi, Avrupa ve Amerika kış
pazarlarında satılmak üzere üstün kalite domates ve kavun yetiştirmek
için kullanılmakta. İsrail tasarımı ve üretimi bilgisayarların,
koordinasyonunda geniş bir şekilde kullanıldığı günlük tarım
faaliyetleri arasında ilgili ortamsal etkenleri denetleyerek gübre
enjeksiyonunun yöneltilmesi, hayvanların yemlerinin denetlenmiş en az
masraf / en yüksek verim oranına dayanarak karıştırılması ve kümes
hayvanlarına ısı ve rutubetli kontrollü ortam sağlanması bulunur.
ENERJİDE
AR-GE: Ülkenin geleneksel enerji kaynaklarına sahip olmaması, güneş
enerjisi, ısı enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi alternatiif enerji
kaynaklarının geniş bir şekilde geliştirilmesine yol açmıştır. İsrail
güneş enerjisi alanında her seviyede
liderdir ve ev gereksinimleri için güneş enerjisiyle çalışan ısıtıcı
kullanımında dünyanın en yüksek oranına sahiptir. Son yıllarda, güneş
enerjisinin sanayide kullanımını da arttıracak yeni, güneş ışınlarını
verimli bir biçimde toplayacak bir alıcı geliştirilmiştir. Rüzgar
enerjisinin toplanmasındaki bir yenilik, esnek ve şişirilebilen
pervaneye sahip bir rüzgar türbininin üretimi olmuştur. Technion
Üniversitesi'ndeki bir grup bilim adamı tarafından geliştirilen projede
kuru hava ve su kullanılarak 1.000 metrelik bacalarda enerji üretimi
sağlanmıştır. |

Rakkamlarla İsrail
Nüfus:
7,192,200
Yahudiler 76.2%
Diğer dinler 23.8%
Nüfus dağılımı
Şehirler
91.6%
Yeruşalayim 12.2%
Tel Aviv 17%
Haifa 12.3%
Köyler ve Cemaat
yerleşimleri: 3.1%
Kolektifler 3.3%
Kibutzlar 1.7%
Ortalama yaşam süresi
Kadınlar 82.2
Erkekler 78.5
İŞGÜCÜ DAĞILIMI
Kamu hizmetleri: 40.1%
Üretim 13.3%
Türizm Ticaret ve Finans 26%
Tarım: 1.9%
Diğer: 18.6%
EKONOMİ (Milyar dolar, 12/2005 itibariyle)
Gayrisafi Milli Hasılat:
(Kişi başı: $18,700) 131
İhracat: 57.9
İthalat 57.5

Sosyal Servisler
Halkın iyi
şartlarda yaşaması amacı güden ve bilhassa zayıf kesimlere daha dikkatle eğilen
bir tutum içinde olan İsrailde birçok sosyal yardımlaşmaya yönelik kanun ve
bunların sonucu geniş kapsamlı sosyal yardım programları ve topluma yönelik
hizmetler vardır.
Yaşlılara bakım,
yanlız annelere yardım, çocuklar ve gençler için özel programlar, evlat edinme
kurumları ve de alkol veya uyuşturucu madde müptelalarının tedavisi tüm
ailelerin ve fertlerin yararlanabileceği hizmetlerdir. Adalet hizmetleri
yetişkinlere ve erginlik çağına gelmemiş olanlara ayrı cezaevleri problemli
gençlere barınak ve diğer yardımları kapsar. Meslek eğitim atölyeleri ve isdiham
danışmanları özürlülere verilen rehabilitasyon hizmetler arasındadır. Akli
özürlüler birçok toplum ve kamu programı çerçevesinde bakım görürler.
Yaşlıların bakımı
ve bu sektöre verilen servisler İsrailin sağlık ve sosyal servislerinin büyük
bir kısmını oluşturur. Kuruluğundan bu yana ülkenin nüfusu beş katı olmasına
rağmen 65 yaşın üzerindeki nüfüs 10 misli artmıştır ve günümüzde İsrailin 7
milyonluk nüfusunun % 10 unu teşkil ederler. Bu artışın nedenlerinden en
önemlisi 1989 dan itibaren gelen bir milyondan fazla göçmenin %12 sinin 65 yaş
ve üzerinde olmasıdır.
13ü özürlü olan, İsrailin yaşlı halkının bakımı aileleri ve kamu hizmetleri
tarafından yapılır. Yaşlılara kamu hizmetleri arasında, yaşlı bir aile ferdine
bakanlara maddi yardım, yaşlılara yemek servisleri, yaşlılara özel lokaller,
düşük kiralı ev tahsisleri, günlük bakım, tıbbi cihazlar ve nakliye hizmetleri
yer alır.
Üniversitelerde
lisans ve lisans üstü sosyal çalışma eğitimleri vardır. Bu eğitim bakımı ve
sosyal hizmet uzman yardımcıları ve de sosyal hizmet elemanları için çalışırken
okuma kursları mevcuttur.
Milli sosyal
sigortalar kurumu tüm İsraillilere, asgari maaşın altında geliri olan fert ve
ailelere maddi yardım, çocuk tahsisatı, işsizlik sigortası, özürlülük
ödemeleri, emeklilik maaşı, doğum ödemeleri (üç aylık maaşlı tatil), yaşlıların
bakımı, soykırımdan kurtulanlara yardım gibi birçok hizmetler verir.
Yenileme projesi
1970 lerin sonlarında başlanan, fakir mahalle ve yerleşme merkezlerinin
yenilenmesi amaçlı ir projedir. Hükümet ve belediyelerin idaresinde, dünyanın
çeşitli ülkelerinden 100 kadar Yahudi cemiyeti bu yerleşme merkezlerini “ikiz
şehir” yaptı. Bu projenin sonucu olarak İsraildeki birçok yerleşme merkezi
büyütüldü, sosyal ve eğitimsel altyapısı geliştirildi ve buralarda oturanların
kendi refahlarına katkılarının artmasını sağladı.
Israilde 250 kadar
gönüllü kurum vardır. Bu kurumlarda çalışanlar – gençlerden ihtiyarlara nüfusun
üçte biri kadardır. Faaliyet alanları sağlık, eğitim, göçmenlere yardım,
özürlülere yardım, askerlerin refahı, sanat, çevre koruması gibi değişik
konulardadır. Bazı kurumlar gün bakım merkezleri, yaşlılara dönük faaliyet
programları gibi doğrudan kamu hizmetleri verirler. Diğerleri ise belirli bir
yerleşim merkezi veya belirli bir grubu hedef alırlar.
Tarih
Eski Ahit (Tanah)
zamanları
(Yaklaşık M.Ö. 3000 – M.Ö. 538)
Yahudi tarihi
milattan önce ikinci milenyumun ilk yarısında Yahudi milletinin kurucuları
(resulleri) olan Abraham (Hz. İbrahim), oğlu İsak ve torunu Yakup ile başlar.
Yaşadıkları ülkede başlayan bir açlık Yakup ve 12 İsrail oğulları kabilesinin
kurucusu 12 oğlunu Mısıra göç etmeye zorlar. İsrail oğulları Mısırda esir
olurlar. Birkaç yüzyıl sonra Musa İsrailoğullarını Mısırdaki esaretten kurtarır
ve İsrail topraklarına getirir. 40 sene Sina çölünde zor bir göçebe hayatı
yaşayan İsrailoğulları bu sürede bir millet haline gelir, ve atalarının tek
tanrılı dinine düzenleyip içeriğini tamamlayan on emir ve Tevrat’ı (Musa’nın beş
kitabı) alırlar.
Yeşua’nın
komutasında İsrailoğulları ülkeyi fethedip yerleşirler. İlk zamanlar sadece
tehlike zamanlarında “hakimler” unvanlı liderlerin arkasına birleştiler.
M.Ö 1020 de Saul,
ilk Yahudi Krallığını kurdu. Ondan sonraki Kral David, kabileleri birleştirdi ve
M.Ö 1000 de Yeruşalayim’i krallığının başkenti yaptı. David’in oğlu Şlomo
(Süleyman) krallığını başarılı bir ticari güç haline getirdi ve Yeruşalayim’de
İsrail’in tek tanrısına Tapınak yaptırdı. Zamanında etrafları surlarla çevrili
Hatzor, Megido, Gezer gibi yerlerdeki arkeolojik kazılar bu şehirlerin önemli
yerleşme ve ticaret merkezleri olduklarını gösteriyor. Şlomo’nun ölümünden sonra
krallık ikiye bölündü: Baş şehri Samaria olan İsrail ve başşehri
Yeruşalayim olan Yehuda. Bu iki krallık iki yüz sene kadar yan yana
Yahudi kralların yönetimi ve peygamberler danışmanlığında sosyal adalet ve
Yahudi kanunların hükmünde varoldular.
İsrail krallığı
M.Ö. 722 de Asurlular tarafından işgal edildi ve krallık sakinleri memleketten
sürüldü (10 kayıp kabile). Yehuda M.Ö. 586 da Babilliler tarafından işgal
edildi. Şlomo’nun inşa ettiği tapınak yıkıldı ve krallıkta yaşayan Yahudilerin
büyük bir kısmı Babil’e sürgün edildi.
Yahudilerin Özerk
idare dönemleri
M.Ö 538 de Babil
İmparatorluğunun Persler tarafından fethinden sonra birçok Yahudi Yehuda’ya geri
döndü. Tapınak tekrar inşa edildi ve ülkedeki Yahüdi hayatına dönüldü. Bundan
sonraki dört yüz yıl süresince Pers ve Helenik dönemlerde Yahudilerin büyük
ölçüde kendi kendilerini idare ettiler. Selefkiler tarafından Yahudi dini adet
ve ibadetine karşı alınan kararlar, M.Ö 166 yılında Makabi’lerin (Hazmonaylar)
öncülüğünde bir başkaldırmaya sebep oldu. Bu başkaldırma sonucu bağımsız bir
Yahudi krallığı kuruldu ve bu krallık 80 sene kadar hüküm sürdü.
Yabancı İktidarlar
dönemi (M.Ö.60 – 1948)
M.Ö. 60 yılından
itibaren iç çekişmeler sonucu zayıf düşen krallık Roma’nın gitgide artan etkisi
sonucu Roma egemenliği altına girdi. Hürriyete kavuşmak için Yahudiler birçok
isyan deneyiminde bulundular. Bunların en şiddetlisi M.Ö. 66 yılında başladı.
Dört yıl süren bu savaşlar sonucunda Roma İmparatorluğu Yehuda krallığını dize
getirdi, Yahudilerin çoğunu sürgüne gönderdi ve Tapınağı hiçbir iz kalmayacak
şekilde yakıp yıktı. Roma’ya son direniş Masada’da bir dağın tepesindeki kalede
1000 kadar Yahudi tarafından gerçekleşti. M.Ö 73 yılına kadar süren bu kuşatma
kalede bulunan tüm Yahudilerin esir düşmek yerine intihar etmeleriyle son buldu.
Masada, Yahudilerin kendi topraklarında hür olmalarının bir sembolü haline
geldi.
Roma ve daha
sonraları Bizans hegemonyasında, ülkedeki Yahudi toplumu kendi hukuk ve
kültürel eğitim çalışmalarına devam etti. Hayatın her yönüyle ilgili Yahudi
kanunları M.S. İkinci yüzyılda Mişna kitabında sistematik bir şekilde yazıldı
ve Talmud kitabı da (3 - 5. asır) geliştirildi. Daha sonra bazılarının tekrar
gözden geçirildiği bu kanunlar dindar Museviler için günümüzde de
bağlayıcıdırlar.
M.S. 132 de (Bar
Kohba isyanı) Yahudiler bağımsızlıklarına kavuşmak için tekrar baş kaldırarak
başşehdi Yeruşalayim olan bir Krallık kurdular. Üç sene kadar sonra Roma
Bar Kohba kuvvetlerini yendi ve Yahudilerin tüm izlerini silmek üzere
Yeruşalayim’e Aelia Capitolina, ülkeye de Palestina – Filistin adını verdi.
Yedinci yüzyıldan
itibaren, ülke önce Araplar (636 – 1091), Selçuklular (1091 – 1099) sonra
sırasıyla, Haçlılar(1099 – 1291), Memlükiler (1291 – 1516), Osmanlılar (1517 –
1917) ve İngilizler (1917 – 1948) tarafından yönetildi. Sınırlar ve ülkenin ismi
o zamanki yönetenin isteğine göre değişti. Değişik yönetimlerin yaptığı
yapıların birçoğu günümüzde hala ayaktadır.
Yabancı işgaller
sırasında sayılarının azalmasına rağmen, tarih boyunca ülkede Yahudiler yaşamağa
devam etti. 19. yüzyılın ortalarına doğru Yahudilerin dünya üzerine dağıldıkları
ülkelerden kendi ülkelerine dönme hareketi hızlandı.
Siyonizm
Yeruşalayim
veya (eş anlamlı) Siyona dönme tutkusu, tarih boyunca dünya üzerinde,
Diyaspora’da yaşayan Yahudilerin bir odak noktası olmuştur. Siyonizm’in 19.
yüzyılın sonunda bir milli hareket olarak ortaya çıkmasının iki nedeni vardır:
Birincisi 19. yüzyılın sonunda bilhassa Doğu Avrupa’daki Yahudilerin gördüğü
baskı ve zulüm. İkincisi ise, Batı Avrupa’daki Yahudilerin, serbestleşme
(emansipasyon) hareketi sonucunda, onlara karşı sürdürülen ayrımcılığın
(diskriminasyon) devamı ve içinde yaşadıkları milletlerin, Yahudileri hala bir
yabancı olarak görmeleri sonucu beklediklerini bulamamaları. Basel 1897 de
Teodor Hertzel, birinci Siyonist kongresini düzenledi. Siyonizm hareketi,
Yahudilerin kendi ülkelerine dönüp orada ulusal yaşamlarını canlandırmalarını
hedefleyen politik bir hareket olarak örgütlendi
Siyonist
ideolojiden ilham alan binlerce Yahudi, zamanında seyrek nüfuslu ve Osmanlı
imparatorluğunun ihmal edilmiş bir köşesine, fakat kendi ülkelerine geri dönmeye
başladılar. İlk gelen öncüler bataklıkları kuruttular, işlenemeyecek toprakları
verimli hale getirdiler, boş tepelere ormanlar diktiler, ufak endüstriler ,
köyler ve şehirler kurdular. Toplum kuruluşları ve servisleri başlatıldı ve çok
uzun zaman sadece edebiyat ve dinsel konularda kullanılan İbranice tekrar günlük
dil olarak hayata geçirildi
Yahudilerin
“Filistin’le (Tarihi İsrail) tarihsel bağları” dolayısıyla ve de “Ulusal
evlerini bu ülkede yeniden kurmaları için” 1922de Milletler Cemiyeti
İngiltere’ye bu ülkeyi geçici bir zaman için yönetmek hakkını verdiğinde,
İngilizlerden şunu da istiyordu: “Yahudi ulusunun yaşayacağı yeri oluşturmak
için gereken politik, idari ve ekonomik şartlarının yerine getirilmesi”.
Aynı senede,
İngiltere Transjordan’da (bugünkü Ürdün) kendi idaresindeki toprakların dörtte
üçünü kapsayan ve sadece Yarden (Jordan) nehrinin batısındaki toprakları içine
almayan bir Arap emirliği kurdu. Aşırı milliyetçi Arap liderleri, bu ufak toprak
parçasında bile Yahudi ulusunun bir yeri olmasına karşı çıktılar ve gerek
Yahudilere, gerekse Araplarla Yahudilerin beraber yaşamalarını savunan Araplara
karşı saldırılar düzenlediler. İngilizlerin Ülkeye Yahudi göçünü kısıtlamaları,
Arap militanlarını sakinleştirmedi ve şiddet olayları II Dünya savaşının
başlangıcına kadar devam etti
 
 

Nazi soykırımı
savaş sırasında 1.5 milyonu çocuk olmak üzere 6 milyon Yahudi’yi katletti.
Savaştan sonra, Nazi soykırımından hayatta kalan Yahudilere barınak bulma
ihtiyacına rağmen, İngilizlerin göç kotası değişmedi. İngilizlerin bu
yaptırımına karşı koymak için ülkede yaşayan Yahudiler, diğer ülkelerde
yaşayanlarla birlikte “Kanun dışı” göçü organize ettiler. İkinci göç (İbranice
Aliya bet diye de bilinen bu göç) sırasında 85,000 Avrupa Yahudi’si Ülkeye göç
etti.
Arapların
Yahudilerin ülkeye yerleşmelerine şiddetle karşı çıkmalarıyla Yahudilerin göç
kısıtlamalarını kaldırma istekleri arasında kalan İngiltere, bu konuyu Birleşmiş
Milletlere taşıdı. 29 Kasım 1947’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Yarden
nehrinin batısında biri Arap, biri Yahudi olmak üzere, iki devletin kurulmasına
karar verdi. Yahudiler bölünme planını kabul ettiler. Araplar ise reddettiler.
Devlet
İngiliz
mandasının sona erdiği 14 Mayıs 1948 günü, Yahudiler İsrail devletinin
kuruluşunu ilan ettiler. Bu ilanın üzerinden 24 saat geçmeden beş Arap ülkesinin
orduları İsrail’e hücum etti. İsrail’in bağımsızlık savaşı olarak bilinen bu
savaşlar 1949 da, İsrail’in ortak sınırı olan Arap ülkelerle ateşkes anlaşmaları
yapılarak sona erdi.
İsrail’in
bağımsızlık bildirgesinde, İsrail “bütün komşu ülke ve halklarına barış ve iyi
komşuluk ilişkileri dileğiyle elini uzatıyor” diye yazar. Günümüze kadar her
başbakan tarafından tekrarlanan bu dilek devamlı reddedildi. Arapların, diğer
Arap ülkelerinin desteğiyle İsrail yerleşim merkezlerine terör saldırıları,
diplomatik ve ekonomik boykotlar devam etti. Ticaretin önemli suyollarının
İsrail’e kapatılması, iki savaşa sebep oldu. 1956 ve 1967 de İsrail, kendini
koruma amacıyla, önleyici saldırılar yaptı. 1973 te, iki cepheden birden aynı
zamanda hücum eden Arap ordularına karşı koydu. 1982’de Lübnan’dan Kuzey İsrail
– Galile’ye terör saldırıları düzenleyen Filistin Kurtuluş Örgütüne karşı
savaştı. 2006’ da İsrail savunma Kuvvetleri, iki askerin kaçırılması ve
kuzeydeki şehirlerinin yoğun şekilde bombalanmasına cevap olarak Güney
Lübnan’da, terör örgütü Hizballah ile çatıştı.
Bu şiddet
kördüğümünü ilk kesen olay, 1977 de Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sadat’ın
Yeruşalayim’e yaptığı ziyaret oldu. Bu ziyaret iki ülke arasında, 26 Mart 1979’
da İsrail-Mısır barış anlaşmasıyla sonuçlanan görüşmelerin başlangıcı oldu. Camp
David anlaşmasında, Orta Doğuda barış ve Filistinlilerin kendi Yehuda, Samaria
ve Gazze’de kendi kendilerini yönetimleri konularında da büyük bir ölçüde
anlaşmaya varıldı.
30
Kasım 1991’ de, bölgeden İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistinlilerle birlikte
dünyadan birçok ülkenin katılımıyla Madrid’de, Orta Doğu barış konferansı
yapıldı. Konferans sonrası ülkeler arası ikili görüşmelere devam edildi.
Barış yolunda
atılan önemli bir adım, İsrail ve Filistin halkının temsilcisi FKÖ tarafından
imzalanan “İlkeler İlanı” oldu. Bu belgeyle, Gazze ve Jericho’da (Eriha)
Filistinliler özerk bölgelerde kendi hükümetlerini kurdular. 1995 te imzalanan
ara anlaşmayla, bu bölgelere Batı Şeria’da ek bölgeler ilave edildi.
Bölgede barış
yolunda önemli bir adım daha, İsrail ve Ürdün’ün Temmuz 1994 te, aralarındaki
savaş haline son verip Ekim 1994 te barış anlaşması yaparak diplomatik ilişkiler
kurmalarıyla sağlandı. Bu anlaşmayla, İsrail’in bazı diğer Arap ülkeleriyle
barış yapma yolu açıldı
1997 Ocağında,
İsrail ile Filistinliler arasında Hebron protokolü imzalandı ve İsrail bu
bölgede bazı yerlerden çekilmeyi kabul etti. 1998 Ekiminde, Wye River
anlaşmasıyla, bu çekilmenin birinci etabı gerçekleşti. 1999 Eylülünde, İsrail ve
FKÖ, Sharm el Şeyh anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşmayla, İsrail birçok
bölgeden çekildi, esirleri serbest bıraktı, Gazze’yi Batı Şeriya’ya bağlayan
güney geçiş yolunu açtı ve kalıcı çözüm görüşmelerine devam etti.
Kalıcı çözüm
görüşmeleri 2000 yılı Temmuz ayında Camp David de yapılan bir toplantıyla devam
etti. Ne yazıktır ki bu toplantıda İsrail’in, çatışmaları sona erdirmek için öne
sürdüğü – şimdiye kadar görülmemiş boyutlardaki feragatleri – ve ABD tarafından
desteklenen teklifleri Filistin tarafından reddedildi.
Arap ve Filistin
terörü binlerce ölüme sebep oldu. Eylül 2000 de,, Filistinliler yeni bir
intifada – hiçbir ayırım göstermeyen bir terör ve şiddet kampanyası – başlatarak
her iki tarafın can kaybına ve acı çekmesine sebep oldular. Şiddet olaylarına
son verip Barış sürecine devam etmek için denenen her yol, Filistin hükümetinin
terörü desteklemesiyle başarısız kaldı. Nihayet, İsrail, ABD Başkanının 24
Haziran 2004 teki konuşmasındaki “ Filistin terörünün sona ermesi ancak tüm
konularda anlaşma ve barışla olabilir” doktrinini kabul etti.
Ağustos 2005’te, zamanın başbakanı Ariel Şaron, Gazze’deki
tüm ve kuzey Şamarya’daki dört Yahudi yerleşim yerini yıkarak bölgeleri
İsraillilerden boşalttı. İsrail Savunma kuvvetleri de bölgeden çekildiler. O
gönden beri, ve bilhassa Hamas örgütü Gazze’de seçim sonucu başa geldiğinden
beri, Gazze kaynaklı Filistin terörü şiddetini arttırdı. Bir İsrail askeri Hamas
tarafından kaçırıldı. İsrail savunma kuvvetleri teröre karşı inşa edilen
güvenlik duvarının yardımıyla ülkenin büyük bir kısmında terör olaylarına imkan
vermezken, İsrail’in Batı Negev bölgesi her gün Gazze’den atılan roket ve havan
ateşi altında olmağa devam ediyor.


Sanki Grammy, MTV müzik ödülü ve
Amerikan İdolü yarışmalarının içiçe geçmiş hali: Avrupa’lı şarkıcı ve
müzisyenler, her sene, Avrupadaki en iyi sahne performansının sergilendiği
Eurovision şarkı yarışmasında yarıştılar. Bu yarışma ABBA’nın Waterloo isimli
şarkılarıyla uluslararası üne kavuşmalarının fırlatma rampası olmuştu.
Bu yıl Eurovision’a İsrail’i temsil
etmek üzere bir Yahudi-Hiristiyan düeti gittı. Biri kökleri Yemen ve Amerikaya
dayanan İsrail’li Yahudi , diğeri İsrail’li Hiristiyan Arap bu iki kadın
sanatçı, şarkılarını Ortadoğuda barış ümidi adına okudular.
İsrail’de ve uluslararası sahnelerde
de zaten bir yıldız olan Achinoam "Noa" Nini’ye Eurovision çevrelerince 2009’a
katılması rica edildiğinde, tek bir şartla katıılmayı kabul edebileceğini
belirtti: eğer, arkadaşı ve uzun süredir müzik çalışmalarında beraber oldukları
Mira Awad ile sahneyi paylaşmaları halinde. Noa için böyle fırsatlar çok, ancak
Awad için bu uluslararası arenada tanınmak, kabul görmek için altın bir
firsattı.
Her ne kadar Awad için bu karar,
gerek İsrail içindeki Araplardan, gerek Filistin Otoritesinden ve gerekse tüm
Arap dünyasından gelen eleştiriler dolayısı ile çok zor oldu ise de, ISRAEL
21c’ye konuşan Noa’ya gore beraber söylemeleri, dünyaya, İsrail sınırları
içindeki birlikte yaşamın gerçek bir örneği olacak.
Hakiki dostluk, hakiki iş ortaklığı
“Herşeyin ötesinde, bu büyük bir
olay. Bilinmeyen bir şey veya sanki bir İsraillinin yine ustaca bir manevra ile
herkesi tongaya düşürdüğü gibi de değil” diyor Noa, gerek Avrupada iken
hissettiği ve gerekse Arap dünyasından gelen olumsuz eleştiriler karşısında.
“Awad ile bir takım oluşturmamızda ne
yapmacık bir arkadaşlığın ispatı için suni bir şekilde yaratılmış bir
beraberlik, ne de bir politik hesap var, kendisi ile sekiz senelik bir
dostluktan sonra, benden katılmam istendiğinde sadece onunla gidersem varım
dedim.”
Noa İsrailin en popular
şarkıcılarından. Telaviv doğumlu, Amerikada büyümüş ve 17 yaşında İsrail’e
dönmüş. Awad’ın babası, kendisinin de büyüdüğü, İsrail’in Galilee bölgesinden
bir Hiristiyan Arap, annesi ise bir Bulgar.
Noa ISRAEL 21c’ye “sonuç olarak
şiddet yerine diyalog seçilmesi halinde olabilecek birlikte yaşamdan bir örnek
veriyoruz”diyor. “Şimdi görecez bakalım bir sonraki adım için ne kadar zaman
gerekecek acaba?”
Noa ve Awad Eurovision’da İsrail
adına sahne alan ilk karma grup değil belki ama, henüz son Gazze çatışmalarının
yaraları daha hala kapanmamışken yaptıkları bu ilham verici girişim, barışa
götüren köprünün politika değil de halklar ve sanat olabileceğini gösteriyor.
Yahudi ve Arap toplumlarının yeni bir
yönünü görmek
İsrail, 1973’te katılmaya
başladığından beri Eurovision şarkı yarışmasını birkaç kere kazandı. Her ne
kadar coğrafi olarak Avrupa’da değil ise de, Avrupa Yayın Birliği (EBU) üyesi
olarak katılma hakkı bulunuyor.
İsrail üç kere birinciliği kazandı.
Birincisi 1978’deki A-Ba-Ni-Bi adlı şarkıyla Izhar Cohen ve Alphabeta,
arkasından 1979’daki Halleluyah şarkısıyla Gali Atari & Milk and Honey ile. Son
olarak ta 1998’de Diva adlı şarkısı ile büyük tartışmalar yaratan transseksüel
Dana International ile.
Noa ve Awad, beraberce yazdıkları
şarkının, halkların kendi karmaşık gerçekliklerini değişik bir ışık altında
görmelerinde yardımcı olabileceğinin ümidini taşıyorlar.
Noa Israel 21c’ye verdiği demeçte
uluslararası camiadan destek veren de yeren de çok değişik tepkiler aldıklarını
söyledi. Yerenler daha ziyade politik nedenlerden ötürü idi.
Bu tepkiler bazen Noa’nın MySpace
internet sitesinde de görülebildi. Noa ayrıca basınla konuşmaktan çekinen
Awad’ın ise, gelen olumsuz tepkilerle baş etmekte zorlandığını kabul etti.
Kendisinin ise, Avrupa’daki geçmiş show’larında karşılaştığı İsrail karşıtı
gösterilerden dolayı daha tecrübeli olduğunu söyledi.

Milli Ekonomi
Dış ticaret açığı,
son zamanlara kadar İsrailin bir yandan mucizevi bir şekilde yüksek bir büyüme
hızına erişmesi, diğer taraftan ise birçok önemli milli soruna (güvenlik, yüksek
sayıda göçmen sayısı vs.) çare bulmaya çalışırken uğraştığı müzmin bir
problemdi. İthalatın ihracattan çok daha yüksek olması ekonominin dışa
bağlılığını gösteriyordu. Nihayet her hükümetin amaç olarak gösterdiği–
ihracatın ithalattan fazla olmasına – erişildi ve dış ticaret açığı tamamen
kapatıldı.
İsrailin ilk 48
yılında dış ticaret açığı 45 misli büyüdü, 1949 da $222 milyondan 1996 da $10.1
milyara erişti. Sabit rakamlarda büyüme olsa bile, izafi olarak bu açık giderek
kapandı: 1950 de ithalat ihracatın sadece %14 ünü karşılayabilirken, bu rakkam
1960 ta %51, 1998 da ise %79 a geldi. 1996 dan itibaren dış ticaret açığı
kapanmaya başladı ve 2005 te ihracat tüm ithalatı ve hatta fazlasını karşıladı.
Son 59 senede
İsrailin toplam tüm dış ticaret açığı
$176 milyar
dolar oldu. Bu açığın üçte ikisi tek taraflı transferlerle, yani gelen
göçmenlerin getirdikleri, yabancı yatırımlar, dünyadaki Yahudi yardım
örgütlerinden sağlık, eğitim ve sosyal servislere yardımları ve özellikle ABD
den ve diğer ülkelerden gelen yardım fonlarından oluştu. Geri kalan üçte bir ise
İsrailin kuruluşundan beri ödemeye devam ettiği, şahıslardan, bankalardan ve
yabancı ülkelerden alınan kredilerle karşılandı.
Bu nedenle, toplam
dışa borçlanma 1985 e kadar devamlı arttı. 1985 te borçlanmadan daha fazla ödeme
yapılmaya başlandı. Toplam dış borçlanma 1995 te 20.8 milyar dolara ve 2002 de
sıfıra düştü ve 2002 den itibaren İsrail diğer ülkelere kredi veren bir ülke
konumuna geçti. 2006 itibarıyla İsrailin dünyanın diğer ülkelerine verdiği kredi
31 milyar dolardır.
Nisbeten ufak bir
ekonomi ve sınırlı bir iç pazarı olan İsrailin büyümesi tamamen ihracatını
geliştirmesine bağlıdır.
Ülkenin
yaratıcı kaynaklarının çoğu endüstriyel ürün ihracatını genişletmeye yöneliktir.
Endüstriyel ihracat, son 56 senede 3,000 misli artmıştır: 1950 de 13 milyon
dolardan 2000 de 30.8 milyar dolara, bir sene öncesine göre %7.5 lik bir
artışla 2006 da 39.4 milyar dolara ulaşmıştır.
Son yıllarda
ithalatın %85’i, (2006 da 47.2 milyar dolar) i hammadde ve yakıt oluşturmuştur.
Bu ithalatın %54 ü Avrupadan, %17 si Amerika, %16 sı Asya ve geri kalan %13 ü
diğer ülkelerdendir. 2006 da İsrailin ihracatının %33 ü (36.6 milyardolar)
Avrupaya, %40 ı Amerikaya, %19 u Asyaya ve %8 diğer ülkelere olmuştur. 90 lı
yılların çoğunda ABD ye endüstriyel ihracat, bu ülkeden yapılan ithalatın
üzerinde olmuştur. 2000 yılından itibaren ABD ye ihracat, elmas ticaretini
saymadan bile ithalattan daha yüksektir.
GATT
anlaşması, AB ile 1975 te ve ABD ile 1985 te yapılan serbest ticaret anlaşmaları
İsrail mallarının dış pazarlarda rekabet gücünü arttırdı. İsrail malları gerek
ABD ye gere AB ye gümrüksüz girebilir. Böylece İsrail kendi iç pazarının 110
misli büyük bir pazara hitab edebilmekte, AB ve ABD ye kendi mallarını gümrüksüz
satabilmek isteyen yabancı yatırımcılara cazip gelmektedir. İsrailli
yatırımcılar hem Ürdün, hem de Mısırlı iş adamlarıyla kurulan serbest bölgelerde
ortak girişimler yaparak bu ülkelerin de AB ve ABD ye gümrüksüz ihracat
yapmalarını sağlıyorlar.
Başarı şanslarını
arttırmak için İsrail şirketleri dış pazarlarda kendi mallarına en uygun
pazarları ararlar. Yabancı şirketlerle yapılan ortak girişimler genellikle
İsrailde icat edilen yenilikleri diğer ülkelerdeki yüksek seviyede üretim yapan
ve o pazarlara daha kolayca girebilen şirketlerle olur. Elektronik, Yazılım,
Tıbbi cihazlar, Baskı, Bilgisayar gibi ürün ve pazarlarda bu tip ortak
girişimler vardır. Bu projelerin birçoğunın finansmanı iki ülke arasında
imzalanan, her iki ülke tarafından finanse edilen Ar-Ge anlaşmalarıyla olur.
İsrailin ABD (BIRD), Kanada (CIIRDF), Singapur (SIIRD), İngiltere (BRITECH)
Güney Kore (KORIL-RDF) ve Avustralya (VISTECH) ile ikili araştırma ve geliştirme
yatırım anlaşmaları vardır
Kültür
Kendine ait, özgün bir kimlik yaratmaya çabalarken aynı
zamanda dünya çapında unsurları yansıtan İsrail kültürünün gelişmesine 4 bin
yıllık Yahudi mirası, yüzyıllık politik Siyonizm ve 50 yıllık modern devletlik
katkıda bulunmuştur. İsrail’de kültürün sanat aracılığıyla yansıması, kişiler
gibi çeşitlidir. Her beğeniye uygun aktivitelerle amatörlere ve hevesli
sanatçılara zengin fırsatların yanı sıra uluslararası standartlarda mesleki
yetenek sunar.
KİTAPSEVER HALK;
Ülkede edebiyatın gelişmesi için temel olan şey, asırlar boyunca yaşamış
İbranicenin hem günlük hem de edebi dil olarak kullanımıdır. Yazar ve şairler,
yoğun bir biçimde yerel imajlar, olaylar olduğu kadar karmaşık çok katmanlı
toplumun gelişimi ile ülke kaygılarının değişen doğasını yansıtan evrensel
temalarla da ilgilenir. Her yıl, yeniden
yayınlanan
klasiklerin ve ithal edilen kitapların yanında ek olarak bir
2500 başlık yayınlanıyor. Bu yayınlar her şehirde, birçok kitapçıda bulunur. 100
kadar kütüphanede, referans ve kiralama gibi kolaylıklar sağlanır ve ayrıca
çeşitli mobil kütüphaneler uzak semtlere hizmet verir. Uluslararası kitap fuar
bienali binlerce ziyaretçiyi Yeruşalayim’e çeker ve her ilkbaharda İbrani Kitap
Haftası, şehir merkezlerini ve parkları, kalabalık kitap pazarlarına çevirir.
GÖRSEL SANATLAR;
Modern resim ve heykel, uluslar arası akımları yansıttığı kadar İsrail mizacı ve
doğasından da etkilenmiştir. Her biçimiyle sanat, müzelerde ve ülke çapında
birçok galeride geniş bir biçimde teşhir edilmektedir. Eski Yeruşalayim, Yafo ve
Safed yöreleri, sanatçılarca restore edilmiştir. Rüstik bir hava arayışında
olanlar için ise Hayfa yakınlarında, Carmel dağlarında, sanatçıların kasabası
Ein Hod yer almaktadır.
MÜZİK VE GÖSTERİ
SANATLARI;
Ülke çapında dünyaca ünlü İsrail Filarmoni Orkestrası da dahil, bazı önemli
senfoni orkestraları, bir dizi koro, bir opera grubu ve düzinelerce oda
orkestrası müzik icra eder. Halk dansları grupları olduğu kadar profesyonel dans
grupları da heyecanlı izleyicilerle düzenli gösteri yapar. Ulusal tiyatro grubu
Habimah, bir grup belediye tiyatrosu ve çeşitli küçük profesyonel ve amatör
tiyatro grupları klasikten tutun da müzikallere ve hatta en son İsrailli
oyunlara kadar sanatsal ürünler verir. Büyümekte olan film endüstrisi artık
uluslar arası sahnelerde yarışmaya başlayacaktır.
Şarkı söyleme, özel ve halk toplantılarında düzenli olarak
söylenen İsrail şarkıları ve uluslararası şarkı yarışmaları, günlük hayatın
ayrılmaz bir parçasıdır. Etnik değişik melodilerden kökünü alan ve İbrani
sözlerle eşlik edilen popüler halk şarkılarının ayırıcı bir özelliği vardır.
Çoğunluğu, genç yaşlı demeden tüm İsraillilerin oldukça keyfi alarak yaptıkları
bir faaliyet olan halk danslarından türemiştir.
ARKEOLOJİ:
Binlerce yıllık tarihi temsilen eden 3500 kadar kayıtlı arkeolojik site, ülkenin
geçmişi ve şimdi arasındaki bağı temsil eder. İsrail topraklarıyla Yahudi insanı
arasındaki bu uzun bağlantıya şahitlik eden buluntular arasında Kral Salamon’un
Meggido’daki ünlü ahırları, David’in şehrinde (Yeruşalayim) İsrailoğulları
zamanından kalma evler, Masada’daki geleneksel banyolar, ülke çapında sayısız
sinagoglar ve hala okunabilir durumda olan İbranice el yazmalarında İsaiah’ın
Kitabı’nın en erken mevcut kopyasını içeren Ölü Deniz parşömenleri. Kazılar aynı
zamanda başka medeniyetlerin yüzyıllardır toprakta bıraktıkları baskılarının
izlerini gün ışığına çıkardı.
MÜZELER;
Ülke çapında şehirler, kasabalar ve kibbutzlarda korunmakta olan ve arkeolojiden
zoolojiye dayanan konu yelpazesiyle 170 kadar müze, her yıl 8 milyondan fazla
ziyaretçinin uğrak yeridir. Ülkenin ulusal müzesi olan İsrail müzesi, arazisini
Yahudilik, dışavurumculuk ve İsrail tablolarına olduğu kadar Ölü Deniz
parşömenlerine de ayırmıştır. Holokost şehitlerini ve Kahramanları Hatırlama
Müzesi olan Yad Vashem, geleneksel cam korumalı sergiler olduğu kadar döneme ait
düzinelerce olayı belgeleyen video ekranlarını içeren yeni bir müzeyi de
kapsamaktadır. Ha'aretz müzesi ve diğerleri ise prehistorik çağlardan bugüne,
ülkenin gelişimine dair eşyaları sergiler. Konsepti kendine has, eşsiz Diaspora
müzesi yani Beit Hatfutzot ise dünya Yahudi cemaatlerinin tarihini, maketler,
diyoramalar ve görsel- işitsel ekranlarla sergiler.
MEDYA;
özgür basın geleneği, İsrail demokrasisisin bütünleşmiş bir parçasıdır ve bunun
ifadesi de 7 tane İbranice ve 11 tane Arapça dahil birçok dilde günlük gazete
ile birlikte geniş sayıda derginin yayınlanmasıdır.
İki televizyon kanalı, kablo, uydu TV (yerel olduğu kadar
dünyadan düzinelerce kanal) ve birkaç radyo kanalı, eğitim ve kültürel
programlara ek olarak haber, röportaj, panel tartışmaları, oyun programları,
film ve eğlence programlarını içeren geniş bir yelpazede program çeşidini
sunmaktadırlar. Arap nüfusuna uygun olarak Arapça programlar dışında ayrıca
göçmen gruplar ve turistlerin ihtiyacına uygun diğer dillerde de yayın
yapılmaktadır. Yurtdışı dinleyiciler için düzenli olarak Kısa dalga yayın
yapılmaktadır.
SPOR;
Her yıl Yüzme, tenis, voleybol, jimnastik, atletizm ve diğer aktivitelerin
heveslileri artsa da, futbol ve basketbol İsrail’in en popüler sporlarındandır.
Yerel takımlar, sadık taraftar ve geniş izleyiciler önünde düzenli olarak lige
katılırlarken, ulusal takımlar da uluslar arası şampiyonluklarda ülkeyi temsil
ederler.
İsrail’in önemli spor organizasyonları (Maccabi, Betar,
Hapoel and Elizur) yerel takımlara çeşitli spor dallarında olduğu kadar ülkenin
gelecek şampiyonlukları için gençlik programlarına sponsorluk etmektedirler.
Dünyanın her bir yanından Yahudi sporcular, her biri 4 yılda bir tekrarlanan
Makabiyatlar (Makabiyat Oyunları) ve Hapoel Oyunları’nda yarışmak için İsrail’e
gelir.
Kinneret gölü (Galilee denizi) etrafında her sene koşulan
maraton ve yüzme yarışları ile Yeruşalayim Yürüyüşü gibi özel organizasyonlara
her yıl binlerce katılımcı gelir. İsrail çapında sayılı ulusal park ve doğal
rezervlerde yıllık 6,5 milyon kayıtlı ziyaretçisi ile kamp yapma ve gezme git
gide popüler olmaktadır. Macera severler için dünyanın en inanılmaz
manzaralarına karşı yapılan doğa yürüyüşleri, Eilat körfezindeki muhteşem
mercanları keşfetmek amacıyla yapılan tüplü dalışlar ve Galile dağlarında,
Akdeniz sahillerinde ve ülkenin diğer yanlarında bir saatten birkaç güne kadar
değişen at sırtında gezintiler düzenlenmektedir. Son yıllarda bisiklet ve
otomobil yarışlarına, planör uçuşları, yamaç tırmanışı, yelkenli ve sörfe
katılım da büyümektedir.

Önemli reformlar
Çevirenin notu:
İsrail ekonomisi ülkenin kuruluşunda tamamen devlet elindeydi. Zamanla yapılan
reformlar sayesinde
devletin
ekonomideki rolü çok azalmıştır
Dövizin serbestleştirilmesi
Ikinci dünya savaşı sonrası birçok ülkenin ekonomilerini korumak ve geliştirmek
için güttüğü para koruma politikasını İsrail nisbeten yeni kaldırıldı. Günümüzde
yeni İsrail Şekeli (New İsraeli Shekel veya NIS), bugün bütün dünya para
piyasalarında serbestçe alınıp satılır.
İsrailin kuruluş yıllarında, ithalatın ihracattan kat kat fazla olması yüzünden
döviz kıtlığı vardı. Bu da beraberinde dövizin izne bağlı olmasını getirdi.
Önceleri döviz sadece ana ihtiyaç maddeleri (yemek, yakıt ve savunma araç ve
silahları) satın almak için kullanıldı. Sonraları imalat makineleri ve
hammaddeler – ve nihayet yurt dışına seyahat edecek kişilere $10 tahsisat bu
listeye eklendi.
1950lerin
sonlarına doğru, birçok lüks sayılacak mal bu listeye dahil edildi. Seyahat
edecek İsrailliere de tahsisat
$100
oldu. 1960 larda başlatılan ithalat serbestleştirilmesi 1970’lerde ithalatın
tamamen serbest bırakılmasıyla son buldu. Yasaklar yerlerini “Çin Seddi” diye
adlandırılan çok yüksek gümrük vergilerine bıraktı. 1980 li yıllarda özellikle
AB ve ABD ile imzalanan serbest ticaret anlaşmalarıyla bu yüksek vergiler de
indirildi. Seyahat tahsisatı önce $500, sonraları $3000 oldu. Bu serbestliği
yabancı ülkede hesap açma izinleri ve dışarıda yatırım izinleri takip etti. 1990
ların sonuna doğru da döviz kontrolünün tüm kısıtlamaları kaldırıldı.
Döviz kurları
Şekelin kuru tamamen uluslararası para pazarlarında tesbit edilir. Bu herzaman
böyle değildi. II. Dünya savaşı sonrası çoğu ekonomi gibi İsrail parasının kuru
hükümet tarafından tesbit edilir ve zanam zaman devalüe edilirdi.
1848de
İsrail lirası bir İngiliz Sterlıngine (ki o zaman 4 dolardı) eşitti. 1949 da
Sterling ile beraber devalüe oldu ve
$2.80 e
düştü. Bundan
sonra da ekonomik politikayı takiben, ithalat ve ihracat arasındaki büyük
mesafeyi küçültmek amacıyla birçok kere devalüe oldu. Bu devalüasyonlarda gaye
dış ticaret açığını bir önceki devalüasyondan beri olan enflasyonla telafi
etmekti.
1975te
İsrail OECD ülkelerini taklit ederek her ay %2 ye kadar devalüasyon (tırmanan
devalüasyon) metoduna başvurdu. Bu, ancak birinci döviz serbestleştirme
reformlarına kadar dayanabildi. O zamandan beri döviz kurları her gün
uluslararası para piyasalarına göre İsrail Merkez Bankası tarafından belirlenir.
1980 de 10 İsrail Lirası 1 şekel olarak tesbit edildi. 1985 te 1,000 Şekel 1
Yeni İsrail Şekeli (NIS) oldu. Mayıs 2009 itibarıyla 1 NIS $0.24 e eşittir
Devlet bütçesinin sınırlanması
İsrailin kuruluş yıllarında ekonomisinin büyümesi tamamen devlete bağllıydı. Bu
yüzden İsrail, çok geniş devlet bütçesinin GSMH ya yakın olan ülkeler arasında
yer aldı. Bazı yıllar devlet bütçesi GSMH dan daha da fazlaydı. 1980 de GSMH nın
%95 ine, 1990 da %64 üne, 2005 te %49 ve 2006 da %40 a düşürüldü. Önceleri bütçe
açıkları (devlet bütçesinin vergiler ve borçlanmayla karşılanmayan kısmı) sadece
“geliştirme” için kullanılırken daha sonraları, savunmanın ağır yükünden dolayı
bütçe açıkları normal sayılmaya başlandı
1990 larda bütçe açıklarını azaltma çabaları yapıldı. Gaye bütçe açığı GSMH
oranını gelişmiş ülkeler ayarında tutmaktı. Bu çabaların sonunda bütçe açıkları
olanın dörtte birine indirildi. 2001 de tekrar artmasına rağmen, 2003 te %6,
2004 te %5, 2005 te %3ç2 ve 2006 da da %1.8 oldu.
2003te
hükümetin başlattığı ekonomik reformlar gerek vergileri, gerek bütçe açıklarını
kısarak ekonomiyi canlandırmaya devam ettiler
Özelleştirme
Her nekadar hükümetin bir görevi hala ekonomik atılımlarda bulunmaksa da, 1990
lardan itibaren ekonomiye daha az karışma politikası başlatıldı. Bir taraftan
birçok ihtiyaç maddesine yapılan sübvansyonlar kaldırıldı, diğer taraftan
yabancı sermaye girişine ve ihracata verilen teşvikler azaltıldı ve yüzlerce
kamu şirketinin özelleştirilmesine başlandı.
İlk on sene birçok ufak şirket özelleştirildi. Son birkaç senedir özelleştirme
süreci hız kazandı ve El AL İsrail hava yolları, Zim denizcilik, Bezek
(telekomünikasyon) gibi şirketlerin satışlarından $3 Milyar elde edildi. Bundan
sonra özelleştirelecek olan petrol endüstrisi. Hükümet, kendi sağladığı bazı
hizmetleri de özel sektöre devretmeyi düşünüyor.
Yeruşalayim – Jerusalem - Kudüs
Ey
Yeruşalayim, seni unutursam,
Sağ elim kurusun.
Seni anmaz,
Yeruşalayimi en büyük sevincimden üstün tutmazsam,
Dilim damağıma yapışsın (Mezmurlar 137:5-6)

Yeruşalayim
1948’de bölündü ve 1967’de yeniden bir bütün oldu.
Kral
David zamanından beri, 1948 ile 1967 arasındaki 19 yılı saymazsak, İsrail’in
başkenti tarihi Yeruşalayim ‘de herzaman Yahudiler yaşamışlardır. 1948’den
1967’ye, şehrin yanlız batı bölümü İsrail’e aitken eski doğu kısmı -Scopus
dağında küçük bir İsrail bölgesi hariç-Ürdün’in kontrolundaydı.
We have united Jerusalem, the divided capital of
Israel. We have returned to the holiest of our holy places, never to part from
it again. (Moshe Dayan, June 7, 1967

1948 Egemenlik
Savaşında bölünen Yeruşalayim 1967 yılının Haziran’ında tekrar birleştirildi ve
geçtiğimiz 2007 yılında da kurtuluşunun 40ncı yılı büyük etkinlikler ve
coşkuyla kutlanırken 4000 senelik Yahudi tarihinde de önemli bir ana tanıklık
edilmiş oldu.
Yeruşalayim’in kısa tarihçesi
MÖ1003 yılında
Kral David (Davut) Yeruşalayim’i Krallığının başkenti ve Yahudi milletinin dini
merkezi yaptı. 40 yıl kadar sonra oğlu Shlomo (Süleyman)burada İsrail
milletinin dini ve milli merkezi sayılan Tapınağı inşa ettirerek şehri
Fırat’tan Mısır’a uzanan görkemli bir imparatorluğun zengin başkenti haline
getirdi.
MÖ586da Babil
Kralı Nabukadnezar Yeruşalayim’i ele geçirdi ve Tapınağı ( Bet Ha-Mikdaş)
yıkarak Yahudileri topraklarından sürdü . Ancak 50 yıl sonra Pers Kralı Hüsrev
(Cyrus)in tekrar anayurtlarına dönmelerine izin verdiği İsrailoğulları;
Yeruşalayim’i ve Süleyman’ın Tapınağını yeniden inşa edebildiler. İnşa edilen bu
tapınak İkinci tapınak olarak bilinir (çevirenin notu).
Büyük
İskender MÖ 332 de Yeruşalayim’i ele geçirdikten sonra Dördüncü Antakyus
döneminde Tapınağın putlar konarak kutsallığının bozulması ve Yahudi kimliğini
bastırma teşebbüsleri Yuda Makabi önderliğinde bir isyana yol açtı.
Yunanlıları yenmeyi başaran Makabiler MÖ 164 te Tapınağı eski kimliğine
kavuşturdular, ve şehirde Haşmonay sülalesinin liderliğinde Yahudilerin
egemenliğini yeniden sağladılar.
Bir asır sonra
Pompey Yeruşalayim’e Roma hegemonyasını kabul ettırdi. Kendisi de
Yahudi olan Kral Herod Roma namına
Yehuda (Yahudiye) topraklarını yönetti (MÖ 37-4).
Onun zamanında
Yeruşalayim
birçok kültürel yapıta kavuştu,görkemli kamu binaları
inşa edildi
ve İkinci Tapınak dille
destan muhteşem bir
boyutta yeniden düzenlendi
Herod’un ölümünden
sonra Roma’nın artan baskısına baş kaldıran Yahudiler MS 66’da isyan
başlattılar/ MS70’de Titüs liderliğindeki Roma lejyonları Şehri ele geçirdiler
ve Tapınağı yıktılar. Bar Kohba isyanı (132-135) sırasında çok kısa bir süre
tekrar egemenliğine kavuşsa da şehir tamamen Roma hakimiyetine geçti ve Aelia
Capitolina adını aldı. Yahudiler sürülerek şehre girmeleri yasaklanır.
Bizanslıların
fethi ile (313) Yeruşalayim İmparator Konstantin zamanında Hiristiyan bir merkez
haline getirildi ve Kutsal Mezar Kilisesinden başlıyarak görkemli anıtlarla
bezendi.
İslam orduları
ülkeyi 634te istila ettiler ve 4 yıl sonra Halife Ömer Yeruşalayim’i ele
geçirdi. Sadece Mescıd el Aksa’yı inşa eden (691) Abdül Melik’in saltanatı
sırasında Yeruşalayim kısa bir süreliğine Halifenin başkenti oldu.
Haçlılar
Yeruşalayim’i 1099da ele geçirdiklerinde burda yaşayan Müslüman ve Yahudileri
kılıçtan geçirdiler ve şehri Haçlı İmparatorluğunun başkenti ilan ettiler.
Sinagoglar yerle bir edildi, eski kiliseler yeniden inşa edildi ve birçok cami
hiristiyan mabetlerine döndürüldü.Selahaddin Eyyubi’nin şehri alması ile (1187)
Haçlıların hakimiyeti sona erdi.
1247deYeruşalayim
Memluklerin idaresindeki Mısırlılara yenik düştü. 1517de ise Osmanlıların eline
geçti. Kanuni Sultan Süleyman 1537 de şehrin duvarlarını yeniden inşa ettirdi.
Kanuninin ölümünden sonra Istanbulda yaşayan idareciler Yeruşalayim ile pek
ilgilenmeyince şehir önemini kaybetmeye başladı.
Yeruşalayim,
19uncu yüzyılın ikinci yarısında tekrar canlanmaya başladı. Sayıları gittikçe
artarak topraklarına geri dönen Yahudiler, Osmanlıların kuvvetten düşmeleri ve
Avrupanın Kutsal Topraklarla tekrar ilgilenmeye başlaması, şehrin yeniden
canlanmasına yol açtı.
General Alenbi
komutasındaki İngiliz ordusu 1917de Yeruşalayim’e girdi. Şehir 1922 den 1948e;
Birleşmiş Milletler’in kararıyla İngilizlerin İsrail (Filistin) topraklarındaki
yönetim merkezi oldu.
Bölünme
ve Birleşme
İsrail, İngiliz
mandasının sona erdiği 14 Mayıs 1948 de, Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1947
deki
kararı
doğrultusunda
bağımsızlığını ilan etti ve Yeruşalayim’i başkenti yaptı. Bunu kabul etmeyen
Arap ülkeleri
çiçeği burnunda cumhuriyete topluca saldırınca İsrailin 1948-49
Bağımsızlık savaşı
başladı
Savaşın sonunda
çizilen ateşkes hattı Yeruşalayim’i ikiye ayırıyordu. Buna göre Ürdün Eski Şehir
ile bunun kuzey ve doğu bölgelerini alacak İsrail de geriye kalan batı ve güney
topraklarına sahip olacaktı.
’1967nin
Haziran’ında 6 gün savaşı başlangıcında İsrail Birleşmiş Milletler ve Amerikan
Elçiliği yoluyla Ürdünle temasa geçti. Ürdün İsraile saldırmazsa, İsrail’in de
Ürdün’ e saldırma niyetinde olmadığını belirtti. Buna rağmen Ürdün batı
Yeruşalayim’e girerek İngilizlerin manda zamanında Yüksek Komiserlik olarak
kullandığı binayı işgal etti. Şiddetli çarpışmalar sonunda İsrail silahlı
kuvvetleri (IDF) binayı geri aldı ve Ürdün ordusunu doğu Yeruşalayim’den de
çıkardı.
İsrail Savunma
Kuvvetleri sitesinden alıntı :
“Heyecanla
beklenen Eski Şehri ele geçirme emri savaşın üçünci gününde, 7 Haziran 1967’ de
güneş doğarken geldi. Komutanlık bu görevi paraşütçülere verdi ve onlar da Eski
Şehre bakan Augusta Viktoria tepeleri ile Zeytin Dağı’ndan hucuma geçtiler.
Aslanlar Kapısı yolunu açtıktan sonra doğudan gelen kuvvetler kolaylıkla
ilerliyerek Eski Şehre girdiler. Paraşütçü Birliği İkinci Tapınaktan günümüze
kadar ulaşan tek kalıntı olarak bilinen Batı Duvarı’nın hemen yanındaki Mescid
El Aksa’ya doğru ilerlediler. IDF’in baş hahamı General Haham Shlomo Goren keçi
boynuzunu (Şofar) uzun çaldırarak Batı Duvarının ve Eski Yeruşalayim kentinin
özgürlüklerine kavuşturulduğunu ilan etti. Bölünüp ikiye ayrılan israil
Devletinin başkenti Yeruşalayim tekrar bir bütündü.”
Şehir, İsrail
Savunma Kuvvetleri tarafından özgürlüğüne kavuşturulduktan sonra onu ikiye
ayıran duvarlar yıkıldı. Üç hafta sonra Meclis şehrin birleştirildiğini ve doğu
tarafının da İsrail’in egemenliği altına girdiğine dair kanunu kabul etti.
Şehrin
birleştirilmesi dini hoşgörü açısından da tarihi bir önem taşıyordu.
Yeruşalayim’in tüm dinlere ve müminlerine açılması ile Yahudiler Batı Duvarını
ve diğer kutsal yerleri, Müslüman ve Hiristiyanlar 1948’den beri gidemedikleri
Doğu Yeruşalayim’deki ibadet yerlerini serbestçe ziyaret etmeye başladılar.
Bir sonraki yıl,
1968’de Yeruşalayim şehrinin kurtuluşu olan ve Yahudi takviminde 28 İyar’a düşen
günün milli bayram olarak kutlanması kabul edildi. Yeruşalayim Günü şehrin
yeniden birleşmesinin ve Yahudi milletinin çağlar boyunca bu şehir ile olan
ilişkisinin kutlandığı gündür.
İstatistik bilgi-
Yeruşalayim, Mayıs 2007
Yeruşalayim yargı
alanı ve nüfus bakımından İsrail’în en büyük şehri olup ülke nüfusunun %10’unu
barındırmaktadır. Toplam nüfus 732.100(%64 Yahudi, %32 Müslüman,%2 Hıristiyan).
’1948de şehrin
nüfusu 83.984tü. 1967 Haziranında Yeruşalayim’in birleşmesiyle 66.000 kişi daha
katıldığında nüfus 266.300e ulaşmıştı.
Ülke
Kutsal Kitabın (Bible) toprağı ve Yahudi insanlarının tarihi evi olan
İsrail, Ortadoğu’da, Akdeniz’in batı kıyı şeridi boyunda yerleşik olup, 3
kıtayı, yani Asya, Afrika ve Avrupa’yı birleştiren toprakların bir parçasını
oluştumaktadır.
Yahudi insanları 4000 yıl kadar önce kendi tek tanrılı dinini bu
topraklarda, geliştirmeye başlamış ve yine bu topraklarda, yüz yıllarca
egemen devlet olarak, diğer zamanlarda ise yabancıların egemenliğinde,
kırılamaz fiziki mevcudiyetini korumuştu.
Dar ve uzun biçimiyle, ülke ortalama 290 mil (470 km) uzunluğunda, Ölü
Deniz ve Akdeniz kıyısı arasında yer alan en geniş noktada ise 85 mil (135
km) enindedir. İsrail, kuzeyde Lübnan, kuzeydoğuda Suriye, doğuda Ürdün,
güneybatıda Mısır ve batıda Akdeniz ile çevrilmiştir.
Boyut olarak küçük olmakla birlikte, İsrail bir kıtanın değişken
topografik özellikleri ve iklimiyle çevrelenmiştir. Kuzeyde, Celile’nin
(Galile) ormanlı dağlık alanları Akdeniz kıyı şeridini tutan verimli yeşil
vadileri, kum tepeleri ile birleşmiştir. Samariya’nın taşlı tepeleri ve
(Judean) dağı ülkenin merkezinde dizilir ve yarı tropik Ürdün Vadisi ve
dünyanın en alçak yeri olan Ölü Deniz’e sert bir şekilde iner. Dağlı çöller,
güneyde Negev (Necef)ve Arava’dan doğru uzanır ve Elat körfezinde Kızıl
Denizin en kuzey noktasında biter.
İKLİM
Ülkenin ılımlı iklimi çokça güneşle birlikte Kasım’dan, Nisan’a yağmurlu bir
sezonla karakterizedir. Yıllık yağış, kuzeyde 20-30 inç (50- 75 cm)
dolaylarında ve güneyde tam olarak bir inç’in (3 cm) üzerinde olacak şekilde
değişkenlik gösterir. Yerel iklim koşulları kıyıda çok sıcak, nemli yazlar
ve kıyı düzlüklerinde yumuşak ve ıslak kışlar; dağlık bölgelerde huzurlu
ılık yazlar ve yağış, arada sırada hafif kar ile ortalama soğuklukta kışlar;
Ürdün Vadisinde sıcak ve kuru yazlar, hoş kışlar, güneyde ise yıl boyunca
yarı kuru koşullarla ılıktan sıcağa giden günler ve serin akşamlar şeklinde
değişkenlik gösterebilmektedir.
SU,
bölgede kıt olduğu için, olanın kullanımını maksimize etmek ve yeni olası
kaynakları bulmak için yoğun çaba sarf edilmektedir. 1960’larda ülkenin
tatlı su kaynakları ulusal entegre bir ızgara ile birleştirildi. Bunun ana
arteri olan Ulusal Su Taşıyıcısı, suyu, ülkenin kuzeyinden ve merkezinden,
yarı kuru güneyine, dev borular, su kemerleri, açık kanallar, rezervuarlar,
tüneller, barajlar ve pompalama istasyonları yoluyla getirir. Bulut
tohumlaması, atık suyun yeniden işlenmesi ve deniz suyunun tuzdan
arındırılması dahil, yeni kaynakların kullanımıyla ilgili projeler devam
etmektedir.
İsrail’in topografisi ve iklimi olduğu kadar bitki
ve hayvan çeşidindeki zenginlik coğrafi konumunu yansıtmaktadır. 500 den
fazla kuş çeşidi, 100 kadar memeli ve 90 sürüngen türü ve nerdeyse (150
kadarı İsrail’e özgü olan) 3000 bitki tipi bulunmaktadır. Ülke çapında,
planlama aşamasında olan birkaç yüz ek siteyle, 400 millik bir alan (aşağı
yukarı 1000 km2) 150 den fazla doğal rezerv ve 65 ulusal park ile
çevrelenmiştir.

Ekonomik Zorluklar ve Başarılar
Günümüzdeki başarılar
2000senesinde,
İsrail tarihinde ilk defa sıfır enflasyona erişildi. Dış ödemeler açığı önemli
bir şekilde düşürüldü.
2005yılında
bu açık $0.7 milyar dolar iken 2006 yılında bu rakkam $0.9 milyar dış ticaret
fazlasına dönüstü.
On
yıl kadar bir zamanda İsraile 1.2 milyon mülteci geldi. Bu sayede sivil sektörde
çalışanların sayısı 1990 da 1.65 milyon iken 2006 da 2.8 milyona ulaştı
Enflasyon
tamamen kontrol altına alındı:
1984 te %445, 1989 da %21, 2000 de %0 olan bu rakkam 2005 te %2.4 ve 2006 da
%0.1 oldu
Dış
borçlanma sıfırlandı: 1985 te GSMH nin 1.6 katı olan dış borçlanma 1995 te bu
rakamın %25 i oldu ve 2003 yılında sıfırlandı. 2003 yılından itibaren İsrail
diğer ülkelere kredi verir duruma geldi (yani dünya ekonomisinin İsraile borcu
İsrailin dünya ekonomisine borcundan daha fazla)
Yabancı yatırımlar devamlı arttı. Bu artış gerek GSMH nin gerekse ihracatın
büyümesini hızlandırdı. Yabancı yatırımın ihracata katkısı 1987 de 175 milyon
dolar, 1997 de 5.8 milyar dolara, 2005 te 10.7 milyar ve 2006 da 25.2 milyar
dolar oldu.
Son
yirmi yılda endüstriyel ve işlenmiş madde ihracatı altı misli kadar büyüdü: 1985
te 6 milyar dolardan 2006 da 38.1 milyar dolara çıktı.
Israil tarihi boyunca
ekonomik başarılar
İsrailin en büyük başarısı, tarihi boyunca karşılaştığı problemlere rağmen
yüksek bir büyüme hızına erişebilmesidir:
Milli
güvenlik: Günümüzde İsrail GSMH nın %8 ini savunması için harcamaktadır. Bu
rakam 1970 lerde %25, 1983 te %23 idi. Sakin dönemlerde bile İsrail kuvvetli bir
savunmayla caydırıcı güce sahip olmalıdır.
Göçmenler:
“Sürgündekilerin geri gelmesi” İsrailin varoluş nedenidir. 1948 de kuruluşunda
600,000 gibi bir nüfusu olan İsrali, günümüze kadar bu rakamın 5 misli yani üç
milyondan fazla göçmen kabul etti. Sadece 1948 1952 arası savaş sonrası
Avrupadan ve Arap ülkelerinden 700,000 Yahudi İsraile yerleşti.
1990da
başlayan 1.2 milyonluk yeni bir göç dalgası (bunların 940,000 i Sovyetler
birliğinden) bu göçmenlerin sosyal ve diğer yönlerden memleketın dokusuna
katılması için çok büyük kaynak ve harcamalar gerektirdi. Bu yeni göç dalgası
eskilere nazaran çok daha süratli bir şekilde yeni ülkelerine intibak edip
ekonomiye katkılarda bulunmaya başladılar. Her ne kadar işsizlik oranı 1992 de
%11.2 ile tavan yaptıysa da bu oran derece derece 2006 da %7.6 ya indi
Modern
bir ekonomik altyapı geliştirme: Her ne kadar ülkede1948 öncesi yol, taşıma,
limanlar, su ve elektrik şebekeleri gibi altyapı mevcutsa da, bu altyapı
gerekenin çok altındaydı. Bu alanda dev yatırımlar yapmadan ekonomideki büyüme
hızı elde edilemezdi.
Kamu
Hizmetleri: İsrail vatandaşlarının refah seviyesi, sağlık ve eğitim gibi
hizmetlerini – bilhassa toplumun zayıf sektörlerine daha önem vererek - yüksek
seviyede vermeyi bir öncelik olarak görür ve kaynaklarının büyük bir kısmını bu
yönde kullanır. Her ne kadar acil ekonomik önlemler bu harcamaları kısmak
zorunda bıraktıysa da, 2006 ve 2007 bütçelerinde kamu hizmetleri harcamaları
eski oranlarına ulaşmayı başardılar.
Ekonomi Mucizesi
Kuruluşundan sonraki 25 senede İsrail büyük göç dalgalarını kabul edip,
neredeyse sıfırdan modern bir altyapı ve ekonomi geliştirip, dört savaş geçirmiş
ve bütün bunlarla beraber ekonominin büyüme hızını %10 a yakın bir oranda
gerçekleştirebilmiştir. Bu, bir ekonomi mucizesi olarak görülür. Bu başarının
sırrı ülkeye gelen yatırımların büyük bir kısmının imalat kapasitesini
arttırmaya yönelik yatırımlara dönüştürülmesi ve gelen göçmenlerin kısa bir
sürede başarılı bir şekilde ekonomiye katkı sağlayabilmeleridir.
Sonraki 6 senede, 1973 ve 1979 petrol krizlerinden dolayı, dünyadaki diğer
sanayileşmiş ülkeler gibi İsrailin de GSMH sı belli bir düşüş gösterdi ve %3.8 e
kadar geriledi. 1980 li yıllarda %3.1 e kadar düştü. 1990 lı yıllarda GSMH %5
leri buldu (hatta 2000 de %7.7). 2005 ve 2006 yıllarında GSMH %5.2 cıvarındaydı.
Yirminci yüzyılın son on yılında kişi başına düşen GSMH %60 arttı. 2005 te
$18,700 ve 2006 da $20,138 oldu.
2006da
İsrailin ekonomik büyüme hızı diğer gelişmiş ülkelere nisbetle yüksektir. 30
OECD ülkesinin ortalaması %,
3.2yani
İsrailin ekonomik büyüme hızından %1.9 daha azdır.
İslam’da
Yeruşalayim’in İbadet Yerleri
18
Eylül 2000
Yazan: Martin
Kramer
Arap-İsrail
Barış Süreci hakkında Washington Enstitüsü’nün özel raporları - No. 277,
Eylül 18, 2000
Martin Kramer,
Tel Aviv Üniversitesi, Orta Doğu ve Afrika Etütleri Moshe Dayan Merkezi
müdürü
Yeruşalayim’deki İbadet Yerleri çerçevesinin politik statüsü, İsrail ve
Filistin görüşmelerinin son durumunun konusudur. Son basın raporlarına göre,
geçen temmuz ayında, Camp David görüşmelerinin bir anında, Filistin delegesi
Saeb Erakat İsrail delegesine: “Kutsal Tapınağınızın orada kurulmuş olduğunu
nereden biliyorsunuz?” diye sordu. Bir Jerusalem Report mecmuası baş yazısı
(11 Eylül), bunu, Filistin’lilerin, Birinci ve İkinci Tapınağın varlığını
inkâr etme bağlamına koydu. Bir Zeıt Üniversite’sinden bir Filistin’li
arkeolog ise şu şekilde konuştu: “Birinci Tapınağın bir masal olduğu
besbelli, İkincisi de bir hayal aleminde kalıyor.”
Arkeologların
kendi tartışmaları olabilir ve yerleri akademidedir. (Orada, İncil’e ilişkin
olarak, İlk Tapınağın varlığına itiraz edilir, İkincisi’nin varlığı ve
İbadet Yerleri çerçevesindeki yeri ise, tasdik edilmiş gerçeklerdir.) Ancak,
görüşme masasında, herhangi bir bölgenin kişisel kutsallığı, başlı başına
hürmet edilmesi gereken bir somut hakikattır. Bu, İlk ve İkinci Tapınağın
varlıkları ve İbadet Yerleri çerçevesindeki yerleri konusunda daha da
önemlidir. İkisi de, Haram-Al-Sharif’i (Mescid-i Aksa ve Dome of the
Rock dahil) İslam’a kutsal olarak veren, aynı İslam kaynak tarafından tasdik
edilmiştir.
(Aşağıdaki
Kuran’dan parçalar, en ortodoks Sunnĩ tercüme ve tefsir olarak bilinen,
Abdullah Yusuf Ali tarafından hazırlanan, Saudi Arabistan Kralı Fahd’ın
kurduğu dört komite tarafından incelenen ve düzeltilen, ve Saudi
Arabistan’da, Medine’de, Kralı Fahd’ın Kutsal Kuran Matbaa’sında, kralın
emriyle basılan Kuran’dan alınmıştır.)
Bu Tapınaklar
varmıydı?
Kuran, bu
tapınakların varlığından 17:7 ayetinde bahs eder. Bu bölümde, Kuran, İsaril
çocuklarının günahları yüzünden Allah tarafından cezalandırılma konusunu
işler:
(Düşmanlarınıza izin verdik)
Yüzünüzün biçimini bozmaya,
Tapınağınıza girmeye
Önceden girmiş oldukları gibi,
İmha ederek ziyaret etmeye
Bütün bu gücü kazandılar.
Abdullah Yusuf
Ali (ondan önce saygıdeğer tercüman Marmaduke Picthall) tarafından “Tapınak”
(Temple) olarak tercüme edilen kelime mescittir. Genellikle camii
olarak tercüme edilen bu kelime eski eserlerde ibadet yeri anlamını taşırdı.
Bu mısraların Müslim yorumu (Abdullah Yusuf Ali’ninki dahil), bu satırları
Birinci ve İkinci Tapınak’ların yıkımına bağlar.
Müslüman
geleneğine göre Birinci Tapınağın varlığı kesindir; Kuran’da peygamber ve
akıllılık abidesi olarak adı geçen Solomon tarafından inşa edilmiştir. 34:13
Mısraları Solomon’un Tapınağı inşa etmek üzere cinleri davet etmesidir:
Onun için çalıştılar
İstediği gibi kemerler yaratarak
Görüntüler, Çukurlar
Kuyular kadar geniş,
Ve
(yemek) karavanalar hazır
(Yerlerinde)
Eski Müslüman’lar, Solomon’un Tapınağının inşasını ve
yıkımını büyük bir tarihi ve dini olay olarak görürlerdi; Bu tapınağın
hikayeleri eski Müslüman tarihçiler ve coğrafyacılar (İbn Qutayba, İbn
al-Faqih, Mas’udi, Muhallabi, ve Biruni dahil) tarafından anlatılır.
Solomon’un Tapınak inşasının bir başka fevkalade masalları Qisas
al-anbiya, peygamberler hakkında ortaçağ Müslüman efsaneleri
özetinde yer alır. 1998 de Rashidi Khalidi adlı tarihçinin yazdığı gibi,
Solomon’un Tapınağının varlığı hakkında bilimsel bir ispat olmamasına
rağmen, Hz. İbrahim’e inananlar, buna da inanmalıdır.
Bunda Müslüman, Hıristyan veya Musevi farkı yoktur.
Tapınak’ların
yerleri
Tapınak’ların
varlığı konusu buraya kadar. Fakat yerleri? İslam’ın kutsallığı
Haram-Al-Sharif’in 17:1 ayetine dayanır:
(Allah)a haşmet
Yardımcısını kim aldı
Bir gece gezisine
Kutsal Camiden
En
Uzak Camiye
Bu, isra’nın,
yazılı ispatıdır. Hazreti Muhammed Peygamber’in Gece Gezisinin dünyaya ait
kısmıdır: gece içinde, Muhammed mucizevi bir şekilde taşınmış, gidip
getirilmişti, “Kutsal Cami”den (al-Masjid al-Haram) – yani, Mekke’de
Ka’ba (veya yakınları) – “En Uzak Cami” ye (Mescid-i Aksa). Daha
sonra, Müslüman gelenekleri “En Uzak Cami”yi Yeruşalayim’le
özdeşleştirmiştir. Halbuki, Muhammed’in hayatı boyunca, Yeruşalayim’de
hiçbir cami yoktu; Müslüman’lar şehri, ölümünden birkaç yıl sonra feth
ettiler. Abdullah Yusuf Ali’nin bu mısralar hakkındaki tefsiri geleneksel
izahatı şu şekilde özetler: “En Uzak Cami,” Yeruşalayim’de, Moriah
tepesinde, Solomon’un Tapınağının konumunu ima eder.”
Müslüman
geleneklerinin dediğine göre, Müslüman’lar bu tepede bir cami inşa ettikleri
zaman, bilhassa, eski kutsal yerlerin konumunu seçtiler. Müslüman
geleneklerine göre, Ömer Halife’nin, fethinden sonra ziyaret ettiği
Yeruşalayim’de, David’in Tapınağını veya mihrabını aradı; Kuran’da 38:21 de
belirtildiği gibi. (David’in Solomon’un inşa ettiği yeri seçtiği bilinir.)
Ömer, yerini tespit ettiğine ikna olunca, orada bir ibadet yeri inşa
edilmesini emretti. Bu, sonradan Mescid-i Aksa olan caminin ön yapımı oldu.
Daha sonra Haram al-Sharif diye bilinen yörenin İslam’laşması
böylece başlamış oldu. İslam’da, Müslüman’ların, önceden ibadet yerleri olan
bu yöreyi eski haline getirmek, İbrahim, David ve Salomon dahil bütün
peygamberlerin baş üstünde yeri olan bir niyaz yeri olarak yenilemeleri, bir
gelenek haline geldi.
El-Kuds Üniversitesi rektörü Sari Nuseibeh, yerin
önemini şöyle vurguladı: cami orada inşa edilen bir seri ibadet yerlerinin
kesin, en sonuncusudur. “Caminin kendisi, eski Yahudi Tapınağının tekrar
yaşatılmasıdır,” diye yazar Nuseibeh, “İbrahim’in mesajı ile birleşmenin
delili, arzulanan ve tahmin edilenin yerine gelmesidir. Kuran’a göre,
“hakiki” Yahudi edebiyatının beklenen ve tasvir edilen peygamberi
Muhammed’in kendisi ise, bunda şaşılacak ne var?”
İbadet Yerleri
çerçevesi veya al-Haram al-Sharif , adı ne olursa olsun,
Yeruşalayim’in bu köşesi, Yahudi’lik ve İslam’ın fiziki olarak örtüştüğü
yerdir. Yukarıda alıntılanan Kuran’ın 17ci mısrası, Ben-i İsrail, İsrail
çocukları başlıklıdır. Bugünkü İsrail Devleti, barış uğruna, yörenin,
bugünkü Müslüman’lar için kutsal bir yer olduğunu kabullenmiştir.
Müslüman’lar için, Kuran’ı ve Müslüman gelenekleri hiçe sayarak,
Tapınaklar’ın varlığın sorgulamak veya yalanlamak, kendi iddiaları ve
kaynakları hakkında şüphe uyandırır.
Ekonomi
Toprağını işleyenin ekmeği bol olur,
Hayal peşinde koşansa sağduyudan yoksundur
.Kral Shlomonun Özdeyişleri 12:11
Uzun
yıllar dünyanın en süratli büyüyen ekonomileri arasında yer alan İsrail,
2001 – 2003 yılları arası yaşanan durgun bir süreçten geçmişse bile,
2003 yılından itibaren süratle büyüme devam ediyor. Lübnan savaşının
sebep olduğu %0.7 lik bir kayba rağmen 2006’daki büyüme hızı %5.1
olmuştur.
Ekonomi bu
yüksek verileri iş sektörünün hızlı büyümesine borçludur: Bu sektörün
%6.4 büyümesiyle 2006 daki kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasılat
$20,138 olmuştur.
2006senelerinde
İsrail makroekonomik gayelerine erişmistir: Çok düşük ve bazen negatif
bir enflasyon oranı, çok düşük bir bütçe açığı ve kamu harcamalarında
kısıtlı bir artış. 2007 de beklenen de sıfır enflasyon oranı, ufak bir
bütçe açığı ve tüm ekonomik endekslerde bir denge.
7milyonun
üzerindeki nüfüsuyla İsrail çok ileri tarım ver tarım teknolojisi,
sulama, güneş enerjisi, diğer ileri teknolojiye (high tech) dayanan
endüstriler ve birçok start-up larıyla dünyaca tanınır. Önemli
kaynakları araştırma ve geliştirmeye ayıran İsrail bugün artık sadece
Tevrat’ın dediği “süt ve bal ülkesi” değil, aynı zamanda ilaç,
nanoteknoloji, bioteknoloji, yazılım, haberleşme ve diğer birçok konuda
ileri teknolojinin geliştirildiği bir ülke olarak tanınır.
Son
otuz yılda
ABD,
Avrupa birliği ve birçok Latin
Amerika ülkesiyle imzalanan serbest ticaret anlaşmaları
İsrailin dış ihracatını arttırmasında ve ülke ekonomisinin hızla
büyümesinde büyük rol oynamşlardır.
Şekel
İsrailin
para birimi Şekeldir (Mayıs 2009 da
$0.24
muadili). Şekei M.Ö. 2000 lerden beri bilinen, ve o zamanlarda altın
veya gümüş odemelerinde kullanılan bir ağırlık birimiydi. Tevratta Hz.
İbrahimin Machpela (günümüzdeki Hebron da) da “bir tarla ve üzerindeki
mağara”yı satın alırken söylediği “sana tarla için para vereceğim. Bunu
al ki ölülerimi oraya gömebileyim. Tarla sahibi Efron cevap verir
“tarlanın değeri 400 şekel gümüştür...ve Hz. İbrahim dört yüz şekel
gümüşü tartar ve Efrona verir (Tevrat – yaratılış 23:13, 15:17)”
DEVLET
14
Mayıs 1948 tarihli İsrail Devletinin Bağımsızlık Bildirisin’de
"İsrail devletinin din ırk ve cinsiyet
gözetmeden tüm sakinlerinin sosyal ve politik haklarını sağlayacağı;
vicdan, dil, din kültür ve eğitim
hürriyetlerini
garanti edeceği, bütün dinler için kutsal kabul edilen yerleri
koruyacağı ve Birleşmiş
Milletler
anayasasına sadık kalacağı” belirtilir.
İsrail, karşılıklı olarak birbirlerini denetlemelerini sağlamak
amacıyla, yasama, yürütme ve yargı
birimlerinin, güçlerin ayrılığı ilkesine göre yürütüldüğü,
parlamenter bir demokrasidir.
DEVLET
BAŞKANI
Daha çok
protokol görevleri olan Devlet Başkanı, devletin birliğini temsil
eder.
İsrail
parlamentosu (Knesset) tarafından 7 seneliğine seçilir. Devlet
Başkanının görevleri arasında
kanunları
onaylamak, Adalet bakanlığının tavsiyeleri üzerine suçluları
affetmek veya cezalarını
hafifletmek
ve yabancı devlet misyonlarını kabul etmek vardır.
KNESSET
Yasama
erki Knesset yani İsrail Parlamentosunda 120 milletvekili vardır.
Tek meclisli
sistemde, bütün üyelerin hazır bulunduğu oturum ve 15 alt komisyonla
çalışır. Hükümet veya
milletvekilleri
tarafından sunulan kanun teklifleri üç aşamada kanunlaşır: bir alt
komisyonda
değişiklikler yapılır ve onaylanır, genel oturumda gözden geçirilir
ve nihayet oylamayla kabul veya
red
edilir. Devlet Başkanı, Başbakan ve Knesset başkanı ve sorumlu
bakanın imzasıyla kanun
yürürlüğe
girer.
Knesset'in çalışma dili İbranicedir. Arap ve Dürzü milletvekilleri
Meclise İsrail’in ikinci resmi dili olan
Arapça ile hitap edebilirler. Her iki dilde de simültane tercüme
bulunur.
Birçok politik partiyi temsil eden milletvekilleri (Knesset
üyeleri), dört senede bir yapılan ulusal
seçimlerde
seçilirler. Bütün İsrail’in tek bir seçim bölgesi olduğu bu
seçimlerde her partinin
Knesset'teki sandalye sayısı o partinin aldığı oyla orantılıdır. Her
İsrail vatandaşı 18 yaşından itibaren
oy
kullanma, 21 yaşından itibaren ise seçilme hakkına sahiptir.
HÜKÜMET; Yürütme
erki hükümetindir. Hükümet Knesset’e karşı sorumludur ve onun
güvenoyunu
almaya muhtaçtır. Ülke hayatının ana durumları hakkında politika
oluşturma gücü oldukça geniştir.
Devlet
Başkanı bir milletvekilini (Knesset üyesini), 28 gün içinde hükümeti
kurmak, yarısı Knesset
üyesi
olacak ve Knesset’in onayına sunulacak şekilde bakanların listesini
oluşturmak için yönlendirir.
1948’den beri olan seçimlerde hiçbir parti salt çoğunluk
sağlayamadığından, günümüze kadar
kurulmuş olan bütün hükümetler koalisyon hükümetleridir. Hükümetler
dört sene hizmet vermek için
kurulurlar,
ancak Başbakanın istifası, vefatı veya hükümetten güvenoyu alamama
durumunda bu
süre
kısalabilir.
YARGI,
Yasama ve Yürütmeden tamamen bağımsızdır. Yargıçlar Devlet Başkanı
tarafından atanırlar
ve zorunlu olarak emekli olmaları gereken 70 yaşına kadar bu görevde
kalırlar. Yargı sisteminde üç
seviyede mahkeme vardır. Sulh mahkemeleri sivil ve küçük suç
davalarına bakar. Bölgesel
mahkemeler Sulh mahkemelerinin yetkilerini aşan davalara bakar. Tüm
İsrail’de yetkisi olan Yüksek
mahkeme
(Yargıtay) temyiz ve devlet kuruluşlarındaki bir yürütmeye karşı
gelmek isteyenlerin
başvurabildiği
mercidir.
Trafik,
işçi işveren anlaşmazlıkları, küçük anlaşmazlıklar gibi bazı
konulara bakan özel mahkemeler
de vardır. Evlenme, boşanma gibi kişisel statüdeki meseleler ise
dini kurumların mahkemelerinde
halledilir.
1948’de İsrail devlet statüsü aldığında, geçerli olan kanunlar 1922
-1948 İngiliz Manda idaresinin
kanunlarıydı. Doğal olarak, bu kanunlardan İsrail Devletinin
Bağımsızlık Bildirisi’ne ters düşen
kanunlar
çıkartılmıştı. Bu kanunlar devamlı gözden geçirilir ve yeni
şartların gerektirdiği yeni kanunlar
yürürlüğe konur. Devletin ana kuruluşlarının yürütülmesi bir dizi
temel kanunla düzenlenir.
Devlet, tüm vatandaşlarının din, vicdan, ifade özgürlüğü, kanun
karşısında eşitlik gibi ana demokratik
ve
insani haklarını garanti eder. Basın serbestliği, politik bağlantı,
meslek serbestliği, grev ve gösteri
hakları da kanun ve geleneklerle korunmuştur.
YEREL YÖNETİMLER,
69 belediye ve 141 yerel kuruldan meydana gelir. Belediyeler ve
yerel
kurullar
orantılı temsil temeline bağlı olarak, belediye ve kurul başkanları
ise şahsi oylamayla
seçilirler.
54 yerel kurulun başkanları ya bölgedeki her cemiyetin komite
başkanları arasından, ya da
direkt
oylamayla seçilir.
İSRAİL SAVUNMA
KUVVETLERİ
(Israel Defense Forces, IDF), mecburi askerlik görevi
yapanlardan,
yedek askerlerden ve profesyonel (subay) askerlerden oluşur. 18
yaşına gelmiş
askerliğe elverişli her İsrail erkeği 3, kadını ise 2 sene askerlik
görevi yapar. Erkekler 51, kadınlar ise
24
yaşına kadar yedek askerlik (ihtiyat) görevi yaparlar. Ordunun
ihtiyacı olan tıp, hemşirelik, eğitim,
mühendislik gibi konularda eğitim görenler askerliklerini 3 – 5 sene
erteleyebilirler.
İsrail ordusunun büyük bir kısmını yedek kuvvetleri oluşturur. Bu
kuvvetler düzenli olarak eğitime ve
göreve çağrılırlar. Küçük bir düzenli ordu ve çoğunluğu yedeklerden
oluşan, yani halktan gelen İsrail
ordusu ve İsrail halkı birdir ve birbirinden ayırt edilemez.
İsrail ordusu içinde yaşadığı halkın ihtiyaçlarına da cevap vererek
ihtiyaç zamanlarında sivil projeler
de
üstlenir.
İSRAİL
İsrail Devleti 1949’dan beri Birleşmiş Milletler üyesidir ve çoğu
dünya ülkeleri ile ilişkileri vardır. Yahudiler’in yüzyıllardır
çektikleri zulümlerin anısı, Holokost’un (Soykırım) yıkıcı deneyimi
ve yıllardır süregelen Arap – İsrail anlaşmazlığı, İsrail’in dış
politikasını, bir yandan barışı ilerletecek, diğer yandan ülke
güvenliğini sağlayacak ve tüm ülkelerle işbirliğini teşvik edecek
şekilde şekillendirmiştir.
İsrail’in Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yer alan ve gelişmekte
olan birçok ülkeyle ilişkileri, tarım, bölgesel planlama, kamu
sağlığı ve toplumsal gelişim alanlarında biriktirdiği bilgi ve
deneyimini paylaşmaya dayanır.
İSRAİL
VE DÜNYA YAHUDİLERİ
Son tahminlere göre, dünya üzerindeki Yahudi nüfusu 13 milyonun
üzerindedir. Bu nüfusun yüzde 41’i İsrail’de ve yüzde 42,9’u kuzey
Amerika’dadır. Diaspora (İsrail dışında yaşayan) Yahudileri ve
İsrail arasındaki ilişkiler pek çok yönde işler ve geniş alanda
karşılıklı menfaat ve ilgiye dayalı bir diyalog sürdürülür. İsrail,
kendi cephesinde, Yahudi – Siyonist faaliyetlerini ve İbranice dil
öğrenimini teşvik etmek, turistik ve eğitim amaçlı ziyaretleri
özendirmek, finansal yatırımlar ve ortak ekonomik projeleri
başlatmak suretiyle Diaspora Yahudi cemaatleri ile İsrail arasındaki
bağları güçlendirmeye çalışır. Diaspora Yahudileri, İsrail’in
süregelen inşasına, parasal yardımlarla, sosyal ve siyasal destekle,
İsrail’e yaşamaya gelerek ve özel becerilerini ve kültürel
geçmişlerini İsrail’in mozaiğine katarak katkıda bulunurlar.
EKONOMİK SEKTÖRLER
Endüstri
İsrail bugün
birçok geleneksel endüstriyel sektörün bile yüksek teknoloji, yoğun ve ileri
seviyede bir araştırma ve geliştirme, yöntem alet ve makinelerle yapıldığı
endüstriyel bir ülkedir. Bu, çok süratli ve yoğun bir gelişme sonucudur.
Günümüzdeki
dinamik, değişiklilik gösteren endüstri sektörü, başlangıçları ta19 uncü
yüzyılda olan ve zamanın tarım ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kurulmuş ufak
atölyelere dayanır. Girişimcilerin ve tecrübeli mühendislerin 1930 larda ülkeye
göç etmeleri ve endüstriyel ürünler gitgide artan talep bu ufak atölyelerin
modern fabrikalara dönüşmelerindeki iki önemli teşvik unsuru oldu. Bilhassa
ikinci dünya savaşı sırasında İsrailde bulunan müttefik kuvvetler askerlerinin
ihtiyacı olan muhtelif – giyecek ve konserve başta olmak üzere- ürünler ve bu
ürünlerlerin savaş yüzünden Avrupadan gelememesi bu hareketi süratlendirdi.
1970 lere kadar
geleneksel gıda, tekstil, giyim,mobilya, gübre, böcek ilacı, ilaç, lastik,
plastik, ve madeni ürünler ülkenin ana endüstriyel ürünleriydi. Bu dönemde
ülkenin kaynakları da tarımı ve gıda endüstrisini geliştirmek, altyapıyı inşa
etmek ve de göçlerle gelen çoğu kalifiye olmayan yeni vatandaşlara hemen adapte
olabilecekleri iş sahaları açmaktı.
Endüstrileşmenin
bir sonraki etabı ülkenin savunması için gereken - zaman zaman konulan
ambargolarla elde edilemeyen - silahların geliştirilip imalatı üzerinde
yoğunlaştı. Silah ve havacılık sektörlerinde yapılan büyük yatırımlar İsrailin
günümüzde iyi tanınan tıbbi cihazlar, elektronik, bilgisayar ve yazılım,
telekomünikasyon vb diğer “hi tech” - yüksek teknoloji endüstrisinin temelini
atmış oldu.
1980 lerde
Amerikada Silicon Valley de çalışan İsrailliler yurda dönerek İntel Microsoft
IBM gibi şirketlerin İsraildeki Ar-Ge merkezlerini kurdular. 1990 da eski
Sovyetler birliğinden gelen ve çok kalifiye bilim adamları, mühendisler,
teknisyenler ve tıbbi konuda elemanlar İsrailin endüstrisinin bugün bulunduğu
ileri seviyeye gelmesinde ve ithalat mallarının çeşitlerinin artmasında yardımcı
oldu.
Hiçbir tabii
kaynağı veya hammaddesi olmadığı için İsrailin tek avantajı yüksek seviyede bir
işgücü, bilim ve Ar-Ge merkezleridir. Günümüzde İsrail endüstrisi, çoğunlukla
İsrailin yaptığı teknolojik yenilikler ve buluşların sonucu olan ve katma değeri
çok yüksek ürünler imal eder.
1990 lı yıllarda
birçok gelişmiş ülkede görülenin tersine, İsrailde endüstride çalışanların
sayısı yükselmeye devam etti. İsrailin endüstriyel büyüme hızı 2006 da gelismiş
ülkeler arasında Güney Koreden sonra ikinci durumdaydı.
Son yirmi yılda
endüstriyel üretim, tıbbi elektronik, tarım teknolojisi, kimyevi maddeler,
telekomünikasyon, bilgisayar ve yazılım ve elmas işlemesinde uluslarası
boyutlara ulaştı. 2005 yılında imalat endüstrisinin 413,000 çalışanı vardı
(yüksek tahsil oranı ABD ve Hollandadan sonra dünyadaki en yüksek). 2004 yılında
ülkedeki 13,000 fabrika 58 milyarlık üretim yaptı, ve bu üretimin yarısından
çoğu ihraç edildi
“Hi-Tech”,
İleri Teknoloji Endüstrileri
İsrail GSMH sinin
%4.4 ünü araştırma ve geliştirmeye ayırır. Bu, dünya ülkeleri arasında GSMH den
Ar-Ge ye ayrılan en yüksek orandır. Bu rakamın da dahil olduğu hatırı sayılır
bir yatırım sonucu, tamamen yatırım ve kalifiye elemana ihtiyacı olan ve ileri
üretim teknikleri gerektiren bu sektörde endüstrinin en yüksek (%8) büyüme hızı
görülür. Birleşmiş Milletlerin eksperlerine göre İsraildeki AR-Ge kalitesi
dünyanın en yüksek seviyesindedir. Bunun nedeni de, ülkedeki yüksek eğitim
merkezleri ve yeni gelişimlere yapılan yüksek yatırımlardır.
1965 te
endüstriyel imalatın sadece %37 si olan bu sektör , 1985 te %58 ve 2006 da %70
lere ulaşmıştır.
Diğer, alışılmış
endüstri sektörlerinin mallarının %40 ı ihrac edilirken, bu sektörün imalatının
%80 i ihrac
edilir. İleri teknoloji ürünleri ihracatı 1991 den 2000 yılına dört misli
büyüyerek 3 milyar dolardan 12.3 milyar dolara, 2006 da 29 milyar dolara, ihrac
edilen servisler 5.6 milyar dolara erişmiştir. 2001 - 2002 deki yavaşlama
sürecinden sonra ilk düzelen ve artı bir büyüme hızına ulaşan sektör de bu
sektördür. 2006 da bilgi ve haberleşme teknolojisi ürünleri 24 milyar dolara
varmıştır. Bilgi ve Haberleşme sektöründe 185,000 kişi çalışır. İş sektöründen
GSMH ye katkısı %17, sivil Ar-Ge yatırımları 3.3 milyar dolar, ihracatı ise 16
milyar dolara yakındır.
2006 da 7 milyar
dolardan oluşan kamu bütçesinin Ar-Ge ye ayırılan kısmının %90 ı “high tech” –
ileri teknoloji sahalarına yatırılır. Bu yatırımın büyük bir kısmı özel sektörle
ortaklaşa yapılır. Son yıllarda hükümetin bu ortak yatırımlardan hissesine düşen
payı bu yatırımların geri ödenmesiyle kalmayıp, hükümete hatırı sayılır bir kar
payı da oluşuyor. Daha önce belirtilen 6 ikili uluslarası araştırma vakfının
yanı sıra İsrailin ABD, Kanada, İtalya, Belçika,Avusturya, Fransa, İsveç,
Almanya, Hollanda, İrlanda, Portekiz, İspanya, Hong Kong, Türkiye ve Çin
ile ortak Ar-Ge yatırım anlaşmaları vardır.
İnternet ve
bilişim çağı İsrail ekonomisini ve bilhassa ileri teknoloji sektörünü dünyadaki
en ileri seviyeye yükseltti. Uluslararası ün yapmış birçok İsrail şirketi
milyarlarca dolara dünyanın en büyük holdingleri tarafından satın alınmışlardır.
İleri teknoloji
alanında yenı kurulan şirketlerin çokluğu İsraildeki olağanüstü yenilikçi
yetenekler ve çok kalifiye bir işgücü sayesindedir. AB ve ABD borsalarındaki
İsrail şirketlerinin sayısı da dünyanın İsrail teknolojisine dünyanın verdiği
değerin bir başka göstergesidir.
Israil Elmas Endüstrisi
Israil dünyann
ileri gelen elmas üretim ve ticaret merkezlerinden biridir. Bunun nedeni ise
İsrrail elmas endüstrisinin işlediği taşlar gibi çok fasetalı olmasındandır.
İsrail elmasları güvenilir, emniyetli olarak bilinir. Hakiki ve herhangi bir
çekişmeye konu olmadıklarına karşı garantilidirler.
İsrail elmas
endüstrisinin elmas işleme sanatı ve teknolojisi konularında bir dünya lideri
olması ham elmasların yontulurken en iyi verim alınmasını sağlar. Büyük bir
stok, ham veya işlenmiş elmasların vergiye tabi olmaması ülkedeki fiyatları
bütün dünyayla rekabet edebilecek bir seviyeye getirir. İsrail elmas borsası tüm
işlemsel görevleri tek çatı altında toplayan altyapısıyla dünyanın tüm elmas
alıcılarının isteklerine cevap verebilen en büyük elmas alışveriş borsasıdır.
2006 da elmas
ihracatı 13 milyar dolar oldu. En önemli ihracat ABD ye (%63), Hong Kong a
(%14), ve İsviçreye (%11) yapıldı. İsrail dünyada mücevher yapımında kullanılan
ufak elmasların çoğunu imal eder. İrili ufaklı tüm elmasların %40 ı İsrailde
cilalanır. Bunlar, İsraili gerek imalat gerek ticarette dünyanın en büyük elmas
cilalama merkezi haline getirir
Tarım
Ekilebilen
toprakların ve suyun azlığı İsrailde yoğun yoğun tarım gelişmesine önayak
olmuştur. Tarımsal sektördeki imalatın daimi büyüme ve gelişmesi araştırmacılar,
çiftçiler ve tarım ağırlıklı endüstrilerin yakın işbirliğiyle yeni metodların
geliştirilmesi ve bu metodların tüm tarım sahalarında uygulanmasıyla oluşmuştur.
Bu işbirliğinin sonucu topraklarının yarısından çoğunun çölle kaplı olan bir
ülkedeki gelişmiş tarımdır.
İsrailli
araştırmacıların ve çiftçilerin su ve toprak kıtlığıyla mücadelesinde
edindikleri bilgi ve tecrübe dünyanın diğer gelişmekte olan ülkeleri için bir
örnek teşkil eder: Tarımdaki bu başarı toprağın gerçek değerinin ancak iyi
kullanıldığı zaman ortaya çıktığını gösterir. İsraildeki tarımın başarısı,
kendilerini başarılı bir tarıma adamış bilim adamları ve çiftçilerin kararlılığı
ve yaratıcılığı sayesinde olmuştur. Bilim adamları ve çiftçiler arasındaki bu
yakın işbirliği İsrailin bilhassa su ve sulamaya yönelik tarım teknolojisini ve
tarım makinelerini bütün dünyaya ihraç etmesine de yol açmıştır.
İsrail’deki tarım
zor şartlarda uzun ve zor bir mücadele ve az olan işlenebilir toprak ve su gibi
doğal kaynakların en yüksek verim alabilmek için nasıl en iyi kullanıldığının
öyküsüdür. Bu mücadele sırasında,ihtiyaç olan suyun bir kısmını sağlamak için
günümüzde başarılı bir ihraç teknolojisi haline gelen denizden su arıtma
teknikleri de geliştirilmiştir.
Yahudiler 19.
yüzyılda tarihi vatanlarırna tekrar yerleşmeye başladıklarında, daha çok
ideolojik sebeplerden ilk çalışmaları çorak alanları verimli tarlalar haline
getirmeye dönelik oldu
İsrail
bağımsızlığını kazandığı 1948 den beri toplam verimli arazı miktarını 2.6 misli
arttırarak 444,000 hektara ulaştırmıştır. Sulanan arazi 8 misli artarak 1980
lerde 240,000 hektara ulaşmış, fakat su yetersizliği ve şehirleşme nedenlerinden
1986 da bu rakam 200,000 hektara kadar düşmüştür. Son elli senede tarıma dönük
yerleşim sayısı 400 den 750 ye çıkmışsa da buralarda yaşayan halk toplam nüfusun
%12 sinden %5 ine düşmüştür
Günümüzde İsrail
kendi yiyeceğinin büyük bir kısmını kendi yetiştirir. İthalat maddeleri
genellikle tahıl, yağ tohumların, et, kahve, kakao ve şekerdir. Tarım ihracatı
tarım ithalatından çok daha fazladır. Tarım ihracat ürünleri arasında sıcak
iklimde büyüyen çeşitli çiçek, meyve ve sebzeler Avrupada İsraile bir üstünlük
sağlar. Bilhassa kış aylarında İsrail kavun,domates, salatalık, biber, çilek,
kivi, mango, avokado, turunçgiller, uzun saplı güller ve karanfilleriyle
Avrupa’nın serası gibidir.
GSMH de tarımın
oranı 1950 lerde %11 den 2006 da %1.5 e düşmüştür. Buna rağmen 1950 lerde sadece
20 milyon dolar olan tarım ihracatı, 2006 da, modern sulama ve su arıtma
teknolojileri, gelişmiş tarım teknolojilerinin uygulanması ve ihracata yönelik
tarım sayesinde bir milyar dolara ulaşmıştır.
İnşaat
Ülkenin kuruluş
senelerinde özel konumlar inşaat sektörünün %84ü idi. Zamanla, altyapı
çalışmaları başladığında bu rakkam %70 – 75 e düştü ve 1991’de gelen göç
dalgalarının isteklerine cevap verebilmek için %86 lara ulaştı.1991 de yeni
konut inşaatı 83,500 rakamına ulaştı. O zamandan beri bu rakam düşüş göstererek
2004 te 29,000 oldu. 1992 de rekor seviyede tamamlanan konut sayısı 70,100 iken
2005 te sadece 31,000 oldu. Bir zamanlar ekonominin barometresi ve önemli bir
sektörü sayılan bu sektör 1950 de GSMH nın %30 u iken 2006 da %5 i kadar oldu.
Önceleri hemen
hemen tüm inşaat projeleri hükümet tarafından yapıldı, 1958 den 1989 a kadar bu
rakam %67 den %19 a düştü. 1990 larda de özel sektör gelen yüz binlerce göçmenin
ihtiyacını karşılamayınca bu rakam kısa bir dönem için artış gösterdi. Son
senelerde hayat standartının yükselmesi ve yabancıların İsrail’de gayrimenkul
almayı hızlandırmaları sonucu, lüks sayılan konutların fiyatlarında bir artış ve
basit konutların fiyatlarında bir düşüş göze çarpıyor.
İsrail şirketleri
metal proje ve yapılarında, prefabrik panolar – kapı, pencere, sıhhi malzeme,
elektrik teçhizatı ve diğer konularda dünya lidereleri arasındadırlar. Bu
ürünler bütün dünyada başarıyla pazarlanır ve her kıtadaki inşaatlarda göze
çarpar.
Taşımacılık ve İletişim
Taşımacılık ve
İletişim sektörlerinin önemi ekonomideki küçük paylarının çok daha üstündedir.
Bu sektör endüstriye bir altyapı oluşturarak ekonominin bütün diğer sektörlerine
yardım eder. Bütün modern ekonomilerdeki gibi, bir üründen çok bir servis
sektörü olan bu sektör üretim sektörlerinden daha hızlı bir büyüme gösterir.
Turizm sektörüne bağlı olarak havacılık büyük bir yükseliş göstermişse de
iletişimdeki büyüme daha fazla olmuştur.
Taşımacılık ve
İletişim 2006 da GMH nın %7 sini oluşturdu. Genel mal ve servis ihracatının %8
ini oluşturdu ve toplam işgücünün %5 ine iş sahası sağladı. Sektör toplamının
%36 sı kara taşımacılığı, %20 i deniz ve hava taşımacılığı, %39 u iletişim ve
gerisi diğer servislerden oluşur.
1950 lerden beri
ticaret filosonun toplam tonajı 10 mislinden fazla artış gösterdi Hava yolları
100 misli fazla yolcu taşıyor. Aynı zaman zarfında toplam yol uzunluğu iki
misli, toplam otobüs sayısı üç misli ve toplam kamyon sayısı 10 misli arttı.
TURİZM
Turistler İsrailin coğrafi değişikliklerine, arkeolojik ve dini yerlerine, hemen
hemen kesintisiz güneşli havasına ve Akdeniz, Galile denizi, Kızıl Deniz ve
Ölüdenizdeki modern tesisler nedeniyle İsraili ziyaret ederler.
2000 yılı 2.4
1miyon turistle İsraile en çok turistin geldiği sene oldu. Bu rakam 1950 de
33,000, 1960 ta 118,000, 1970 te 441,000 1980 de 1.18 milyon 1990 da 1.34
milyondu. Genel politik durumdan etkilenen bu rakkam 2001 de 1.2 milyon 2006 da
1.84 milyon 2007 de 2.3 milyon oldu. Gelen turistlerin %57 si Avrupa, %32 si
Amerika ve %8 i Asyadandı.
Turizm gelirleri
2006 da 2.8 milyar dolarla toplam ihracatın %5 i ve toplam servis ihracatının
%16.8 i oldu.
Bu endüstri GSMH
ye %3 ten daha az bir katkı sağlamasına rağmen %85 döviz katma değeri ile katma
değeri en yüksek ihracat endüstrisi durumundadır. İsrailde 80,000 kişi turizm
sektöründe çalışır. İsrailin ekonomik büyüme planının önemli bir parçası olan bu
endüstrinin çok yüksek bir potansyeli vardır
Ekonomik Durum
Enflasyonun durdurulması
Kuruluşundan 2000
yılına kadar İsrail ekonomisi daimi bir fiyat artışı ve bunun yanısıra ülke
sakinleri bu duruma ayak uydurabilmek için bir endeksleme mekanizmasının
cefasını çekti. Tüm mali taahhütler, maaşlar, kiralar, tasarruf hesapları, hayat
sigortaları, vergi baremleri ve benzerleri daha güvenilir bir değere (örneğin
dolar veya başka bir yabancı paraya, veya tüketici fiyat endeksine) ve bu
değerin İsrail parasına göre değerinin artmasına göre değişiyordu. Böylece
İsrailliler enflasyonun tek haneli (1950 ortalarından 1960 ların sonlarına
kadar), çift haneli (1970 ler) veya üç haneli 80 li yılların ilk yarısı) olduğu
durumlarda bile hayat standartlarını yükseltebiliyorlardı. 1980 li yılların
ortalarında bu durum sona erene kadar bu bağlantı ekonomiyi ters etkiledi
(örneğin yatırım eğiliminin giderek azalması)
Enflasyonun 1983
te %191 den 1984 te %445 e ve 1985 te % de binlere yaklaşmasıyla 1985 yazında
Şimon Peresin milli birlik koalisyonu, Likudlu maliye bakanı İsak Modai ile,
İşçi sendikaları (Histadrut – tüm işçi sendikalarının birleştiği sendika) ve
işverenler komitesinin de desteğini alarak bir acil enflasyonu frenleme ve
dengeleme programı başlattılar. 1985 sonunda enflasyon %191 e, 1989 da %21 e,
1997 de ise %7’ye ve tarihte ilk defa olarak 2000 de sıfıra düştü. 2003 te başka
bir ilk gerçekleşti. Fiyatların düşmesiyle enflasyon eksi %2.3 oldu. 2005 te
enflasyon %2,4 ve 2005 te -%0.1 idi.
Kamu sektörü
İsrailin yüksek
enflasyon oranlarının en önemli sebebi kamu harcamalarının çok yüksek olmasından
doğan büyük bütçe açıklarıydı. Hükümetlerin bulabildiği bütün kaynaklar (yerli
ve yabancı kaynaklar, borçlanma ve vergiler) harcanan miktarlardan daha az
olduğu için hükümetler enflasyon finansmanına başvuruyorlardı. Kamu sektörünün
en büyük harcamaları çok yüksek savunma giderlerinin yanında iç ve dış borçların
ödenmesi için yapılan harcamalardı. Bu ikisi, yıllık bütçenin üçte ikilik bir
payını oluştururken, ancak son yıllarda bütçenin yarısından azını oluşturmaya
başladılar.
Ekonomik
tutarlılığa erişibilmek için enflasyonun kontrol altına alınması, dış ödemeler
açığının azaltılması gerekleri son senelerde kamu sektöründeki harcamaların
kısıtlanmasına yol açtı. Kamu harcamalarının GSMH ya oranı 25 sene önce %95 iken
2006 da, bütçe 60 milyar dolar olurken bu rakam %49 a düşürüldü. 2006 da dış
ticaret fazlası oluştu ve bütçe açığı GSMH nin %0.9 una indi.
Hükümet özel
teşebbüsü desteklemesine rağmen, ekonomik politika hükümetin ekonomiye doğrudan
karışmasını giderek azaltıyor. Sürdürülen özelleştirmeler 2005 te 3 milyar
dolarlı bir giriş sağladı.
Vergi sistemi
İsrailin çok
yüksek kamu harcamalarının karşılanması, ancak seneler boyunca dünyanın en
yüksek vergi oranlarını uygulamasıyla olabildi. Kuruluşundan sonraki ilk on
senede vergiler GSMH nin sekizde biriyken 1960 larda çeyreği oldu. 1970’ lerde
%30 ile %0 arası, 1990 larda %40 tan az ve 2000 yılında %40.3 oldu. 2003 te
İsraillilerin ödediği vergi GSMH nın %39.3 ü, 2006 da %38 ile OECD ülkelerinin
2004 teki ortalaması olan %37.4’ e yaklaştı.
Dolaylı vergiler
bilhassa %15.5 KDV den oluşur. Bundan başka motorlu araçlar, yakıt ve sigaraya
uygulanan bir satış vergisi vardır. AB ve ABD den gelen mallar gümrüksüz ithal
edilir. Diğer ülkelerden gelen mallara gümrük vergisi uygulanır.
Doğrudan vergiler,
gelir ve gayri menkul vergilerinden oluşur. 1950 lerde toplam vergilerin %25i
kadarken 1970 lerde üçte birine, 1980 lerde yarısı, 1986 da %45 i oldu. 1986 dan
itibaren doğrudan vergileme 1995 te %38’e düştü ve 2006 ya kadar %39 - %42 arası
değişti.
Son senelerde
ülkenin global ekonomiye ayak uydurabilmesi için vergi sisteminde değişikliklere
devam edildi. Gümrük ve ithal vergileri azaltıldı, 2007 de şirket vergileri %30
a indirildi. 2010 yılına kadar şirket vergileri %25’e ve en yüksek şahsi vergi
baremi %44 e düşürüldü.
Özel harcama ve tasarruflar
Özel harcama 1950
lerden beri %6 ortalamasında daimi bir artış gösterdi (fakat kişi başı harcama
1994 te %9.6 dan 2000 de %6.6 ya ve 2006 da %4.8 a düştü)
Bununla birlikte,
özel tasarruf devamlı yüksek oldu. 1950 lerin sonuna kadar tasarruf
kullanılabilinen kazancın %29 unun altına inmedi. 1960 ların başlarında %21 e
düşerken 1972 de yükselerek %38 leri buldu ve 1981 e kadar o seviyede kaldı. O
zamandan beri daimi bir düşüş göstererek 2006 da %28.8 e vardı.
Yatırımlar
Bu yüksek tasarruf
oranı bile süratle büyüyen ekonominin gerektirdiği yatırımların ancak %20 – 30
unu karşılayabildi. Gereken yatırımların büyük bir kısmı kamu ve özel sektöre
İsrail dışından sermaye transferleri ve kamu sektörünün yaptığı yatırımlarla
karşılandı. Toplam yatırımlar 1995 te 17 milyar dolardan 2000 de 22.8 milyara
vardı. Sonraki üç sene azalmasına rağmen 2005 te 22.1 milyar doları buldu. Bu
yatırımların 10.8 milyarı, yani %49 u İsrail dışından geldi.
Ekonomiye
gösterilen güvenin bir göstergesi olarak 2006 da yurt dışından yapılan
yatırımlar 24.386 milyar dolara gelerek büyük bir artış gözlendi. Bu artış 2007
de de devam etti.
Yerli ve yabancı
birçok yatırım hükümetin yatırımları desteklemesi sonucunda oldu. Bu destek,
senelerce değişik biçimler alan Yatırımları
destekleme kanunu ile korunur. Bu kanunun verdiği haklarla hükümet
yatırımcılara uzun süre düşük faizli borçlar, AR-Ge finansmanı ve toplam
yatırımın bir kısmını bağışlamak gibi destekler kullanarak yabancı yatırımcılara
teşvik verir.
Aynı kanunda,
istenilen ekonomik politikanın yönünde halkın değişik yerleşme merkezlerine
yerleşmesi, ithalatı güçlendirme gibi nedenlerle yatırımcılara düşük
vergilendirme de uygulandı. Bu yatırım teşviklerinin doğrudan etkisi 1980 lerde
imalat kapasitesinin GSMH dan daha fazla büyümesi ve bazı sektörlerde 1990
lardaki büyük atılımın hazırlayıcısı olmasıdır.
Maaşlar ve çalışma şartları
İsrailde maaşlar
üç sektör arasındaki görüşmelerle tesbit edilir: Hükümetin (hala en büyük
işveren) maaş baremleri ekonominin tüm sektörlerindeki maaşları etkiler.
Görüşmeler sonucu
her sektör için değişik bir maaş çerçevesi ve otomatik olarak tüketici endeksi
ve enflasyona göre artışlar belirlenir
. Maaş mekanizması
– bilhassa düşük maaşlarda nisbeten katıdır. İşsizlik maaşların düşmesine neden
olmaz, fakat işçi eksikliği maaşları yükseltir. Haziran 2006 da ortalama aylık
maaş 7.759 şekel veya 1,843 dolardır.
Ülkenin değişik
ekonomik sektörlerinde çalışma şartları işçiyle işveren arasındaki pazarlıklarla
tesbit edilir. Fakat, örneğin azami 47 saatlik çalışma haftası (2006 iş sektör
ortalaması 40 saatin altında), asgari maaş (3,585 veya $780, 2008 de 3,785
olacak)
, tazminat,
fazla mesai, tatil ve hastalık izni gibi bazı temel haklar kanunlarla korunur.
İşçi Sendikaları
Federasyonu 1920 de ülkedeki işçileri temsil etmek ve temsil ettiği işçilerin
çalışacakları fabrika ve diğer işyerleri kurmak üzere kuruldu. Zamanla ülkenin
en büyük işvereni oldu ve ülke kalkınmasında büyük rol oynadı.
Günümüzde
Histadrutun 78 işçi sendikasına 700,000 üyesi vardır. Histadrut yerel iş
düzenlemeleri, toplu iş sözleşmeleri yapar ve bunların takipçisi olur.
Ekonominin hemen hemen tüm sektörlerinde vardır: Gıda, tekstil, turizm ve
otelcilik, kamu ve özel sektör, memurlar, mühendisler, hemşireler, emekliler ve
diğerleri. Mühendisler, doktorlar, Üniversite mezunları, gazeteciler gibi bazı
sektörler Histadrut dışında örgütlenmişlerdir
Son zamanlarda
yaygın olmaya başlayan kişiye özel iş anlaşmaları ve işçilerin müteahhit
firmalar tarafından işe alınmaları sonucu Histadrut eski kuvvet ve nüfüsundan
uzaklaşmış durumda.

Kentsel
ve Kırsal Yaşam
İsrail halkının yüzde 92’si
kentsel merkezlerde yaşar. Bu kentlerin bir kısmı, Jerusalem (Yeruşalayim),
Beerşeva, Nazaret, Aşkelon, Akko, Safed, ve Tiberya gibi tarihi yerleşim
merkezleri olup, hala eski adlarını taşımaktadır. Bu merkezler, eski
şehirleri genişlemekte olan kentin bir parçasını oluşturmaktadır. Diğer bazı
merkezler bağımsızlıktan önce kurulmuş köylerden gelişmişlerdir, ayrıca
bağımsızlıktan hemen sonraki yıllarda artan nüfusu yerleştirebilmek için
nüfusu az bölgelerde yerleşim merkezleri kurulmuştur.
Kentsel
binaların çoğu taş, beton, ve sıvadan oluşur. Tarzları restore edilmiş
asırlık binalardan, bağımsızlıktan önce artan nüfusu karşılamak için
kurulmuş konutlara; bağımsızlıktan hemen sonra gelen kitleleri barındırmak
için acele ile kurulmuş mahallelerden, yakın on yıllarda inşa edilmiş, şehir
planlaması emareleri gösteren ticari ve kurumsal binalara kadar değişir.
Yerleşim bölgelerinin çoğu ticari ve endüstriyel bölgelerden ayrılmış olup,
yaygın ve iyi bakımlı parklar ve oyun alanlarını içerirler.
İsrail’in dört ana kentini şu
şekilde sıralayabiliriz: Başkent Yeruşalayim; modern zamanların ilk Yahudi
şehri olarak kurulan (1909), ülkenin kültürel, ticari, mali, ve endüstriyel
merkezi Tel-Aviv; önemli bir Akdeniz limanı olan ve kuzey’in endüstri
merkezi Hayfa ve güneyin en büyük yerleşim merkezi olan Beerşeva.
Kral David’in 3000 küsur yıldan
fazla bir zaman önce başkent yaptığı Yeruşalayim (Jerusalem) Yahudi
halkının ulusal ve manevi yaşamının merkezinde yer almıştır. Romalılar
tarafından MS 70 yıllarında Büyük Tapınağın ve şehrin imhasından 1948’de
tekrar Yahudi egemenliği altına dönüşüne dek şehir çeşitli yabancı güçlerin
kontrolü altında olmakla beraber, çeşitli kültürel etkilerin tesirinde
kalmasına rağmen bu güçlerden hiç biri Yeruşalayim’i başkentleri
yapmamıştır.
19’uncu
yüzyılın ikinci yarısına dek Yeruşalayim surlar ile çevrili dört ana
mahalleden oluşmakta idi: Yahudi, Müslüman, Ermeni, ve Hıristiyan. 1860’tan
itibaren, binlerce yıldır devamlı Yeruşalayim’de oturan Yahudiler, nüfusları
artarak çoğunluk haline gelince surların dışına taşıp bu günkü modern
Yeruşalayim’in çekirdeğini oluşturan yeni mahalleleri kurdular.

İngiliz idaresi altında
(1918-1948) Yeruşalayim, Osmanlı İmparatorluğunun ihmal edilmiş bir taşra
kenti iken, gelişmekte olan bir merkeze dönüştü. Bu dönemde bir sürü etnik
grubun özelliklerini yansıtan yeni mahalleler oluştu.
1948-1949 Bağımsızlık Savaşı’nın
sonunda çizilen ateşkes hattı Yeruşalayimi ikiye ayırdı. Kentin, içinde Eski
Şehir’in de dahil olduğu doğu kısmı Ürdün’ün, batı kısmı ise İsrail’in
kontrolü altında verildi ve Yeruşalayim İsrail’in başkenti ilan edildi.
Bundan sonraki 19 yıl, kent, beton duvarlar ve dikenli teller ile ikiye
bölünmüş kaldı.
1967 Altı Gün savaşı ile tekrar
birleşen Yeruşalayim bugün 670 bin kişilik nüfusu ile İsrail’in en büyük
kentidir. Aynı anda hem geçmişe hem geleceğe bakan, tarihi anıtlarını
restore eden, altyapısını geliştiren, yeni mahalleler kuran bir kenttir.
İsrail’in başkenti olan Yeruşalayim, Cumhurbaşkanın evini, Knesset’i (İsrail
Parlamentosu), Yargıtay-Danıştay’ı, ve bakanlıkları içerir. Yeruşalayim,
Yahudi - Arap, dindar – laik, Batılı – Doğulu, gibi tezatlı nüfuslardan
oluşan; aynı anda hem özgün İsrailli, hem uluslararası canlı bir sanat ve
kültürel hayatı olan bir merkezdir.
Üç büyük dünya dinine kutsal olan
bir çok yer Yeruşalayim’de bulunmaktadır: İkinci Tapınak’tan son kalan ve
dünya Yahudilerinin dua odakları ve ilham kaynağı olan Batı Duvarı (Ağlama
Duvarı); Hazreti Muhammed’in cennete yükseldiği kabul edilen nokta olan
Kubbetül Sahara (Dome of the Rock); Mekke ve Medine’den sonra İslam’ın
üçüncü en kutsal yeri olan El Aksa camii; Getsamane Bahçesi, Kutsal Mezar
Klisesi (Church of the Holy Sepulcher), Via Dolorosa gibi İsa Peygamber’in
yaşamı ve ölümü ile ilgili Hıristiyanlar için kutsal olan yerler hep bu
kenttedir. Her yıl kenti dolduran iki milyonu aşkın turist, Yeruşalayim’in
bakımlı tarihi ve kutsal yerlerini görmeye ve çok yönlü, değişik etnik
özelliklerinden zevk almaya gelirler.
Kırsal Yaşam
Nüfusun yüzde 8’i, kibuts ve
moşav gibi 20. Yüzyılın başlarında geliştirilmiş tarımsal yerleşim
birimlerinde veya bol sayıdaki köylerde olmak üzere, kırsal alanda yaşar.
Kibuts, mal, mülk, ve üretimin
ortak olduğu, bütün kararların tüm üyeler tarafından alındığı sosyal ve
ekonomik ünitedir. Üyelerden topluma taahhüt ve yükümlülük isteyen kibuts
bunun karşılığında onların tüm ihtiyaçlarını, doğumdan ölüme dek sağlar.
Kuruldukları zaman ana gelir
kaynakları tarım olan kibutslar artık üretim dallarını çeşitli sanayi ve
hizmet alanlarına aktarmaktadırlar. Genel nüfusun yüzde 2’sinin altında olan
kibutslar (266 kadar yerleşimde), İsrail’in üretimine bu oranın çok üstünde
katkıda bulunmaktadırlar. Kibutslar ülkenin çiftlik üretiminin yüzde 16
kadarını, sanayi üretiminin de yüzde 4’ünü (elmas haricinde) sağlarlar.
Artık turistik tesisler, ikram servisleri, ve fabrika dükkanları kibuts
ekonomisinin önemli bir parçası haline gelmişlerdir.
Ülkenin kurulması ve gelişmesine
yaptıkları katkılar çok önemli olan kibutslar bugün artık eşitsel
prensiplerini koruyarak teknoloji çağına ayak uydurmaya çalışmaktadırlar. Bu
aşamanın çok derin değişiklikler gerektirmesine rağmen kibutsların hayatta
kalmaları bu uzlaşma ve değişme kabiliyetlerine bağlıdır.
Moşav
her ailenin kendi çiftliğine ve evine baktığı tarımsal yerleşim merkezidir.
İlk kurulduklarında satın alım, pazarlama, ve servislerini ortak yapan moşav
çiftçileri bugün daha bağımsız olmayı seçmektedirler. Ülke nüfusunun
takriben yüzde 3.4’ünü oluşturan, ortalama altmışar aileden oluşan 451 moşav
bugün tarım üretiminin büyük bir kısmını sağlar..
Arap ve Dürzü köyleri İsrail
nüfusunun yüzde 1.2’sini oluşturmaktadır. Çiftçiler ürünlerini kendileri
yetiştirip pazarlarlar. Ev ve araziler özel mülktür. Son yıllarda köylerin
genişlemesi ve tarımın makineleşmesi dolayısıyla yerel hafif sanayide ve
yakın yerleşim merkezlerinde çalışanların sayısı artmaktadır.
Ülkenin 200,000 civarında olan
Bedevi’lerinin takriben yarısı göçebe hayatını bırakıp sabit yerleşme
merkezlerinde oturmaktadır. Diğerleri geleneksel yaşamlarını devam
ettirmekte olmalarına rağmen çoğunlukla aynı yerde kalmaktadırlar.
Yişuv kehilati (toplumsal
yerleşim) yeni bir tip kırsal yerleşim merkezidir. İsrail’de yaklaşık 120
adet bu tip merkez vardır. Her birinde en fazla birkaç yüz kişi yaşar. Her
ailenin ekonomik yaşamı tamamen bağımsız olmasına ve bireylerin çoğunun
yerleşim dışında çalışmasına rağmen, toplum üyelerinin yerleşim içindeki
hayata gönüllü katkısı çok yüksektir.
Önemli sorunlar ve yönlendirici
prensipler, Yerleşimin ana idari kurulu olan Üyeler Meclisinde görüşülür ve
kararlar üyelerin oyları alınır. Toplumun bütçesi üyeler tarafından senelik
toplantılarda onaylanır. İdari ve gözetim komitelerinin yanında diğer
gruplar, kültür, eğitim, gençlik, finans ve din gibi konularla uğraşırlar.
Bazen gönüllü, bazen paralı bir sekreterlik, toplumun günlük idaresini
gerçekleştirir. Yeni üyeler sadece toplumun onayı ile kabul edilirler.

|